Bir önceki yazıda 1500 yıl öncesinden başlayarak kayıt altına alınan tarihî Süryanî el yazmalarından bahsetmiştim. Tarihî kaynaklar açısından çok önemli bu el yazmalarının 20.yüzyıldan itibaren toparlanarak matbaalarda kitap olarak basıldığını aktarmıştım. Önceki yazıda bu tarihî el yazmalarında geçen Beth Kardo (Kürtlerin Yeri, Evi, Ülkesi) coğrafi tanımının ve Botan bölgesindeki coğrafik yer isimlerinin el yazmalarında nasıl geçtiğini aktarmıştım. Bu yazıda ise biraz da bölgenin acılı tarihinin el yazmalarında nasıl geçtiğine bakacağız.

köşe yazısı metin rastdil

Bölgenin acılı ve sancılı tarihinden iki örnekle başlayalım. Tarih miladi olarak 5 Ekim 502. Sasani kralı Kawad, büyük bir orduyla sefere çıkıp Amid önünde karargah kurmuştur.[1] 97 gün boyunca Amid’i kuşattılar. (Amid/Amed, Diyarbakır şehir merkezidir) 503 Ocak ayının soğuk ve yağmurlu bir gecesinde şehri ele geçiren Farslar onu harabeye çevirdiler. (Kitapta Sasaniler yerine direkt Farslar geçiyor) Şehirde büyük bir katliam yapıldı. Öldürülenlerin cesetleri kuzey kapısında iki yığın halinde toplanıldı. Sağ olarak yakalananlar ise surların dışında öldürülüp Dicle Nehri’ne atıldılar. Sadece kuzey kapısından 80 bin ceset çıkarıldı. [2] Sasani kralı Kawad, şehirde 300 kişilik bir garnizon bıraktıktan sonra şehri terk etti. [3]
Sasani kralı Kawad’ın liderliğindeki ordunun Amid’de yaptığı katliamdan 760 yıl sonra gerçekleştirilen başka bir katliamdan bahsedelim. Bu katliamı ise önemli bir kaynak olan ve el yazmaları Vatikan Kütüphanesi’nde olan Bar Habreus’un Kronografyası’ndan aktaracağım.

köşe yazısı metin rastdil-1

Moğolların 1258’de Bağdat’ı yerle bir edip Abbasi Devleti ve Halifeliğini devirmesinden birkaç yıl sonra Moğol generali Samdağu, 1262 yılında ordusuyla birlikte Cizre’ye gelir. Cizre’nin önünde karargahını kurar ve şehri ablukaya alır. Şehrin Hristiyanlarının Nesturi piskoposu Hana İşo, Moğol Hükümdarı Hülagü’nün (Cengiz Han’ın torunu) yanına giderek şehrin sakinlerinin hayatını bağışlamasını istedi ve bu istek kabul edildi. Cizre’nin Nesturi piskoposu Hana İşo, Hülagü’ye simya sanatını bildiğini ve kendisine istediği kadar altın yapabileceğini söyledi. Böylece Cizre sakinlerinin öldürülmemesi yönünde bir ferman alıp Cizre’ye geri döndü. Cizre yöneticisi Ezaz’ın oğlu, (muhtemelen Moğollara güvenmiyordu) ile Hana İşo arasında tartışma çıkar ama şehrin ileri gelenleri araya girerek sükûneti sağlarlar. Ancak yine de Moğol generali Samdağu ve ordusu, Cizre’ye girerek surları yok eder. [4] Cizre surlarının önemli bir bölümü bu saldırıda yıktırılır. Moğollardan yana tavır almayan şehrin yöneticileri öldürülür. Bu saldırılardan sonra Moğollar, Hana İşo’yu Cizre yöneticisi yaparlar. Piskopos Hana İşo, 1267’ye kadar şehrin yöneticisi olur. Moğolların desteğini alan Hana İşo, bölgenin kralı olmak isteyince Moğollar tavır değiştirdiler. 1267 yılının yazında Moğollar şehre girerek Hana İşo’yu ele geçirirler ve kocaman bir taşla kafasına arkadan vurarak onu öldürdüler. Kafasını keserek Cizre şehir kapısının üstüne astılar. [5]

köşe yazısı metin rastdil-3

Bu anekdotta neden Hana İşo’nun elçi olarak gönderildiği merak edilebilir. Aynı kaynakta Moğol generali Samdağu’nun Hristiyan olduğu yazılıdır. Muhtemelen Hana İşo, bir Hristiyan piskopos olarak onu etkilemiş ve Hülagü’den bu yetkileri almıştır. Ayrıca Hana İşo’nun ölüm şekli tesadüf değildir. Moğol kral ve komutanları bu öldürme şekillerini sık sık uygulamışlardır. Örneğin aynı general (Samdağu) Musul şehrini ele geçirince şehirde katliamlara girişir. Şehrin yöneticisi El Salih’in oğlunu ele geçiren Moğollar, onu korkunç bir şekilde öldürdüler. Samdağu’nun emriyle El Salih’in oğlu El Mülk’e şarap içirilir, ardından karnının alt kısımına yay telini öylesine sıkı bağladılar ki karnı içeriden patladı. Bel seviyesinde onu ikiye bölüp şehrin giriş kapısının her bir tarafına bir parçasını astılar. [6]

köşe yazısı metin rastdil-2
Günümüzde Cizre surlarının muhteşem yapısını göremiyorsak işte bu saldırı ve katliamlardan dolayıdır. Cizre (Cizîr) Silvan (Farqîn) ve Diyarbakır şehir merkezi (Amid/Amed) surlarıyla tarihe meydan okumuştur. Amed’in muhteşem surları hala tarihe direnirken, Silvan’ın kısmen ayakta, Cizre’nin ise maalesef büyük bir kısmı saldırılardan dolayı tahrip olmuştur. Bugün tarihin acılı yapraklarından örnek verdim, tarihin tozlu sayfalarını aralamaya devam edeceğim, sevgiler…
Dipnotlar: [1] [2] ve [3] : Stylit Jozue’nin Vakayinamesi: Vatikan Kütüphanesinde 162 sayılı el yazmaları, Süryani Vakanüvisler: Ephrem Isa YOUSIF. [El yazmaları nüshası Mısır’ın Nitri Çölündeki Süryani Notre-Dame (Saint Mary Deipara) Manastırının kütüphanesinden gelmektedir.]
Dipnotlar : [4] [5] ve [6] : Bar Habraeus’un Kronografyası: Vatikan Kütüphanesinde 166 sayılı el yazmaları, Süryani Vakanüvisler: Ephrem Isa YOUSIF.