Aralez/Lezk (Kalecik)
Van şehir merkezinden çıkıp Erciş yoluna girdikten birkaç kilometre sonra göl tarafı yerine sağ tepelik tarafa baktığımızda dikkatimizi çeken devasa bir kaya parçası görürüz. Etrafındaki yüzey alandan oldukça yüksek ve yekpare bir şekilde duran devasa kaya, doğal bir coğrafik oluşum olsa da aynı zamanda tıpkı Urartuların başkent kalesi olan Tuşpa (Van) Kalesi gibi doğal kayanın üzerinde bir Urartu krallık kalesi mevcuttur. Orijinal adı Aralez olan Türkçesiyle Kalecik köyü ismini bu kaleden almıştır. Zaten Kalecik köyünün orijinal yeri de kalenin hemen altındadır.

Ancak zamanla köy genişlemiş ve günümüzdeki hali almıştır. Bilenler bilir, Van Kalesi’nin üzerinden güneşin batışını izlemek muhteşemdir. Van Kalesi’nin sadece 5 kilometre kuzeyinde kalan Aralez/Lezk Kalesi’nden de güneşin batışı en az Van Kalesi’ndeki kadar ihtişamlıdır. Lezk Kalesi’nden güneye baktığımızda Van Kalesi ve Van Gölünün görüntüsü, insanı maddi dünyadan epeyce uzaklaştırıp tarihin ve doğanın kucağına bırakır…
Şimdi, muhteşem kayaya nakış gibi işlenmiş Aralez/Lezk Kalesi’nin tarihi önemine bakalım. Daha önceki yazılardan birinde size, Van bölgesinde Urartular ile ilgili birçok keşif ve tespit yapan, birçok kaleyi ilk kez yazan İngiliz arkeolog Charles Burney’i detaylı anlatmıştım. Arkeolog Charles Burney, 1957 yılında bölgeye geldiğinde Aralez/Lezk kayasında da araştırmalar yapmış ve buranın Demir Çağının efendisi Urartulara ait bir kale olduğunu tespit edip yazmıştır. [1] Charles Burney’den önceki tek tespit çalışması ise 1938/1939 yıllarında arkeologlar K.Lake ve S.lake başkanlığında bir kazı ekibi tarafından kayanın batı yamacında sondaj açılarak yapılmıştır. [2]

Aralez/Lezk Kalesi, Urartuların yaptığı en eski kalelerden birisidir. Son yüz yılda birçok yerde olduğu gibi tarih ve arkeoloji düşmanları yani mezar soyguncuları tarafından epey zarar görmüş kısım olsa da Aralez/Lezk Kalesi, kaya merdivenleri, epey dik olan kaya merdivenli geçitle ve diğer kale kalıntıları ile tüm tahribatlara rağmen yaklaşık üç bin yıldır tarihe meydan okumaktadır.

Daha önceki bir yazımda anlattığım gibi binlerce yıllık tarihe sahip kaleler ve tarihi yerleşimler, yüzyıllar sonra birçok efsaneye, menkıbeye konu olabilmektedir. Urartulardan yüzyıllar sonra Aralez/Lezk Kalesi de diğer tarihi kaleler gibi bir efsaneye konu olmuştur. Efsaneye göre kalenin üzerinde hastalara şifa olan bir şapel vardı ve hastalar iyileşmek için bu şapeli ziyaret ederdi. Yine başka bir efsaneye göre Asur Kraliçesi Şamiran, sevdiği Ara’nın ölmüş bedeninin hayata dönmesi için bu kayada köpek benzeri bir yaratığa yalattırmıştır. [3]
Efsanelerden arınıp tekrar tarihi verilere baktığımızda, tarihi bir köy olan Aralez’de (Kalecik) başlığı ölü gömmenin tarihi olan yazımda da önceden değindiğim gibi Urartu mezarları vardır. Bu mezarlar, Urartu kralları ve ailelerine ait kaya mezarlarından sonraki en önemli mezar tipidir. Arkeologların çoğunun ortak görüşü, bu mezarların Urartu üst düzey asker ve sivil bürokrasi üyelerine ait olduğudur. Yer altı kaya mezarları tipindeki bu Urartu mezarları 2004’te mezar soyguncuları tahrip edilince bir kurtarma kazısı ile ayrıntılı olarak incelendi ancak günümüzde yine sahipsiz, bakımsız ve maalesef her türlü tahribata açık. Urartu yer altı kaya mezarlarının hemen yukarısında ise yine Urartulardan kaldığı düşünülen dikili taşlar mevcut. Bu alanla ilgili de yine birçok temelsiz gizemli efsaneler ortaya atılmıştır.
Kalecik’ten bahsederken elbette sadece binlerce yıl önceki Urartu tarihinden söz edemeyiz. 20.yüzyılın başına kadar bir Ermeni köyü olan Aralez’de (Kalecik) Aziz Meryem Ana kilisesi vardı. Bölgedeki birçok köyde Kürtler ve Ermeniler birlikte yaşıyorlardı. Örneğin; şimdiki Türkçe adı Karakoç olan orijinal adı Lim olan köyde hem Kürtler hem de Ermeniler birlikte yaşıyorlardı ama Kalecik’te sadece Ermeniler yaşıyordu.
Bir sonbahar günü Kalecikli değerli arkadaşım Necip Bekiroğlu ile birlikte kalede akşam esintisiyle denizi andıran gölün durgun haline bakarken batmaya meyil etmiş güneş kaleye son ışıklarını vuruyordu.

Dipnotlar:
[1]: Burney, Charles, “Urartian Fortress and Towns in the Van Region”, AS. VII, 1957
[2]: Tilkitepe : die ersten Ansätze prähistorischer Forschung in der östlichen Türkei / Manfred Korfmann ; mit Anhängen von K. Lake...[et al.] 1982.
[3] : Movses Khorenatsi (Khorenli Musa: MS 410 – MS 490)