Bugünkü yazıda Milattan sonraki birkaç yüzyılda Hristiyan dini kurumlarda görev yapmış din adamlarının el yazmalarında bölge ile ilgili bazı notları aktaracağım.

Günümüzde modern eğitim öğretim sistemlerinin yaygınlaşmasıyla okuma yazma oranı tarihte hiç olmadığı kadar arttı. Sanayi Devrimi’nden itibaren herkesin gidebildiği yaygın okullar çoğaldı ve herkesin okuyup yazabildiği bir dünyaya geçtik.

Oysa son 200 yıla kadar toplumlarda okur-yazar olanların sayısı oldukça azdı. Okuma yazma alanı, daha çok dini kurumlarda öğretilen, dini kitapların ve esasların öğrenildiği ve din adamı yetiştirmek amaçlı bir alandı.

Bu konuda Müslüman dünyasında medreseler ve camiler ön planda iken, Hristiyan dünyasında manastırlar ve kiliseler bu görevi görürlerdi. Toplumları yöneten üst tabakaya baktığımızda ise yöneticilerin çocukları ve bürokratları, saraylardaki özel eğitim kurumlarında yetiştirilirdi. Bu iki kesim dışındaki tarihçi veya coğrafyacılar ise eserlerini genellikle bir hükümdarın, yöneticinin desteğiyle çıkarırdı. Ortaçağ’da yazılan tarih ve coğrafya eserlerinin çoğunun bir hükümdara atfedilmesi ve ona hediye edilmesi genellikle bu desteğe verilen bir jesttir. Elbette bu tarihçi ve coğrafyacılar dışında ise sarayda daimi kadrolu olarak vakanüvisler bulunur ve efendilerinin imkânı ve izniyle olayları kayıt altına alırdı. Bu yüzden bu kayıtların çoğu taraflı ve abartılıdır.

Whatsapp Image 2026 02 11 At 21.49.25

Bugünkü yazıda Milattan sonraki birkaç yüzyılda Hristiyan dini kurumlarda görev yapmış din adamlarının el yazmalarında bölge ile ilgili bazı notları aktaracağım. Bu tarihî el yazmaları, sadece Hristiyan din tarihinde önemli kayıtlar değil aynı zamanda yaklaşık 1500 yıl öncesinin tarihi-coğrafik ve sosyolojik panoramasından kesitler sunar. Yüzlerce yıl manastır ve kiliselerde saklı kalan, korunan bu el yazmalarının bir kısmı 20.yüzyılın başında imkânlar arttıkça matbaalarda basıldı ve kitap haline getirildi. Elbette birçok el yazmasından tüm anekdotları aktarmak mümkün değil ama başlangıç olarak bazı anekdotları aktarmaya çalışacağım.
İlk olarak 1500 yıllık bu el yazmalarının Botan bölgesi ile ilgili coğrafik yer tanımlamalarına bakalım. Bu el yazmalarında en çok dikkat çeken yer tanımlaması Beth Kardo’dur. Beth kelimesi Süryani el yazmalarında “yurt, yer, ev” anlamına gelir. Hatta bu kelime, Arapça’da Beyt kelimesi olarak kendisine yer bulmuştur. (Beytüşşebap’taki Beyt kelimesi gibi) Süryani el yazmalarında Dicle’nin doğusundaki topraklar, bugünkü Botan ve çevresi Beth Kardo olarak tanımlanmıştır. Yani Türkçesiyle Kürtlerin yeri, yurdu, evi anlamına gelir. Bu konuda bir örnek verirsek, 1500 yıl öncesinin Doğu Hristiyan dünyasında önemli bir kurum olan Urfa Akademisini( Urfa Okulu) anlatan dönemin önemli bir kaynağı olan kitapta şöyle bir anekdot bulunuyor: “ Kürt Mara’nın uşağı Barşawmo Beth Kardo’da doğmuştur.”[1] Beth Kardo’lu Barşawmo, Milattan sonra 412 ile 449 arasında Urfa Akademisi’nde bulunmuştur. [2] II. Efes Konsili’nde Barşawmo’nun Piskopos İbas ile birlikte Urfa Akademisinden sürülmesine karar verilmiştir. Yazının ana odağı sapmasın diye onların sürülmesine neden olan Hristiyanlık dünyası içerisindeki dini tartışmalara değinmeyeceğim. Ayrıca Arapça’da Cudi orijinalinde Gudî olan dağın da adı Süryani el yazmalarında Beth Kardo’dur. Yani 1500 yıl önceki Süryani el yazmalarında Cudi Dağı da Beth Kardo yani Kürtlerin evi, yurdu olarak geçer. Zaten günümüzde de Süryanice konuşma dilinde Cudi dağı için aynı ifade geçer. Yani bugünkü hem bugünkü Botan coğrafyası hem de özelde Cudi Dağı için Beth Kardo deniliyordu.

metin rastdil süryani yazıları-1

Kürtçe’de Cizîr Türkçe’de Cizre Arapça’da Ceziretü’l bin Ömer olarak geçen şehrin adı Süryani el yazmalarında Gzirto’dur. [3] Yani daha önce birçok yazıda bahsettiğimiz G/C harf değişimi burada da karşımıza çıkıyor. Gzirto, Cizîr olmuş. Birçok panelde ve yazıda bahsettiğim G/C değişimi ile ilgili hatırlatma amacıyla birkaç örnek daha verelim. Gudî/Cudi, Gundişapur/Cundişapur, Erzingan/Erzincan, Azerbeygan/Azerbeycan gibi. Milattan sonra 952-1136 yıllarını anlatan ünlü Urfalı Mateos, Erzincan’da o dönemde meydana gelen ve bölgeyi neredeyse yutan büyük depremi anlatırken Erzingan ifadesini kullanır. [4]

Yazıyı uzatmamak için burada bırakalım. Elbette uzun bir yazı dizisi olabilecek geniş bir başlıktan bahsediyoruz. Başka bir yazıda tarihî Süryani el yazmalarındaki tarihî ve coğrafik anekdotları aktarmaya devam ederim.
Dipnotlar: [1] : E. R. Hayes – Urfa Akademisi, sayfa 229, (orijinal adı: Madrasto d Urhoy,2002,Yaba.
[2] : : E. R. Hayes – Urfa Akademisi, (orijinal adı: Madrasto d Urhoy,2002,Yaba.
[3] : Siirt Vakayinamesi, Adday Şer, Yaba.
[4] : Urfalı Mateos Vakayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli1136-1162)