Kürt Mirliklerinin tasfiye sürecine genel olarak baktığımızda 1805-1855 arasındaki 50 yılda Osmanlı Devleti’nin hükmettiği topraklarda tüm Kürt Mirliklerinin tasfiye edildiğini görürüz. Baban, Soran ve Behdinan Mirlikleri ile başlayan süreç 1855’te Êzdînşêr’in Cizre/Botan’daki isyanı ile sona erdiğini görürüz. 1514’te Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı ile Kürt Mirlikleri arasında kurulan ittifakın 19.yüzyılın başında yavaş yavaş bozulduğunu, Osmanlı Yönetimi’nin mirlikler konusunda politika değişikliğine gittiğine şahit oluruz. Peki Osmanlı Devleti 300 yıldan fazla süren bu politikayı neden 19.yüzyılın ilk çeyreğinde değiştirdi? Yüzyıllarca varlığını sürdüren Kürt Mirliklerini neden tasfiye etme ihtiyacı hissetti? Bu sorunun cevabı 1789 Fransız İhtilali’nin sonuçlarının dünya siyasetinde oluşturduğu etkidedir. Fransız İhtilali ile milliyetçilik popüler hale gelmiş, geniş imparatorluklar içerisinde yaşamını sürdüren halklar gittikçe bağımsızlık taleplerini dile getirmişlerdir. Ulus/devlet anlayışı taraftar kazanırken; imparatorluklar çalkalanmaya başlamıştır. Geniş bir coğrafyaya hükmeden Osmanlı Devleti’nin 19.yüzyılın başından itibaren yaptığı reformların çoğu esasında Fransız İhtilali’nin sonuçlarının imparatorluğa etki etmesini önlemektir. 1839 tarihli Tanzimat Fermanı, 1856 tarihli Islahat Fermanı ve 1876 Anayasası gibi siyasi hamleler, imparatorluğu bir arada tutma motivasyonu ile atılmış adımlardır. Osmanlı Devleti’nin Kürt Mirliklerini tasfiye programı da aynı motivasyon ile atılmış bir adımdır. Osmanlı Devleti, Fransız İhtilali ile milliyetçiliğin dünya siyasetini kasıp kavurduğunu, geniş imparatorlukların kaynadığına şahit oluyordu. 1804’te tarihe Sırp İsyanı olarak geçen olay, 1821’de Yunan İsyanı olarak başka bir evreye geçmiş ve böylece Osmanlı İmparatorluğu da kaynamaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, 19.yüzyıl boyunca Fransız İhtilali’nin popüler hale getirdiği milliyetçilik akımı ile yüzleşecek, bütün siyasi politikalarını dağılmayı önleme ve merkezileşme üzerine kurmuştur. Osmanlı Devleti’ni yöneten siyasi elit, Kürt Mirliklerinin bir üst çatı kurarak devletleşebileceklerini, Kürt Mirliklerinin bir araya gelebileceklerini ve tasfiye edilmezlerse bağımsızlaşabileceklerini düşünüyordu. Yani Kürt Mirliklerinin de Fransız İhtilali’nden etkilenebileceklerini, 1804 Sırp İsyanı ile başlayan isyan dalgasından Kürtlerin de etkilenebileceğini düşündüğü için 1805’ten itibaren ve daha yoğunluklu olarak 1830’lardan sonra kesin bir şekilde Kürt Mirliklerini tehdit kabul edip tasfiye politikası yürütmüştür. Padişahlar ve sadrazamlar değişse de ana politika olan tasfiye politikası devam etmiş ve 50 yılın sonunda tüm Kürt Mirlikleri tasfiye edilmiştir. Osmanlı siyasi eliti, önce mirlikler içerisindeki çelişkilerden, hanedan üyeleri arasındaki taht kavgalarından faydalanmaya çalışmıştır. Bu çelişkileri kullanma görevi de valilere verilmiştir. Bu konuda 1805-1820 arasında Baban Mirliği özelinde gelişen durumları örnek olarak verebiliriz. 1805’ten itibaren iç çelişkiler ağına giren Baban Mirliği siyasi ve ekonomik olarak zayıflamış ve sürecin sonunda tüm özerkliğini yitirmiştir. Hanedan üyeleri arasındaki çelişkileri destekleyen Osmanlı valileri, ilk önce mirlik içinde zayıflatma politikası yürütmüş, ardından mirlikler arasındaki ihtilafları gündeme almıştır. 1830-1848 arasında bu konuda çok sayıda örnek verilebilir. Soran Mirliği ile Behdinan Mirliği arasındaki rekabet, ihtilaf ve sonunda çatışmalara dönüşmesini zikretmek bile yeterlidir. Soran Mirliği’nin 1830’larda diğer Kürt Mirlikleri üzerinde kurduğu baskı ve meydana gelen çatışma süreci zaten mirlikleri birbirinden oldukça uzaklaştırmıştı. Daha sonra Osmanlı Orduları, Soran Mirliği’ni tasfiye ettiğinde elbette çok azı yardım göndermiştir. 1838’de Gurkêl Mirliği’ni tasfiye eden Osmanlı Ordusu’nun yanında Cizre/Botan Miri Bedirhan Bey vardır. Mirlikler teker teker tasfiye edilirken, Cizre/Botan miri Bedirhan Bey, sürecin sonunda ana politikayı kavrayıp hala tasfiye edilmemiş mirlikler olan Hakkari Mirliği (Nurullah Bey) ve Müküs Mirliği (Han Mahmud) ile ittifak kursa da artık geçti. Tarih, gecikmeyi affetmezdi. Tüm mirlikler, birer birer, sırasıyla tasfiye edildiler. Kimi tarih araştırmacıları, bu mirliklerin tasfiye sürecine karşı isyan etmelerini, Kürt Milliyetçiliğinin kökeni ve ilk nüveleri olarak ele alıp bu şekilde ifade etse de elimizdeki maddi veri ve sonuçlar bu görüşü desteklemez. Çünkü bir üst yapı kurup ulus/devlet organizması inşa etmek isteyen bir mir, tarihin ulus/devlet kavşağında, diğer mirler ile bu kadar ihtilafa girmez, birkaç kalenin ve köyün vergisi için askeri ve ekonomik enerjisini mirlikler arasındaki rekabete ayırmazdı. Mir Bedirhan’ın beşinci kuşak torunu olan Araştırmacı Ahmet Kardam, 1839 Nizip Savaşı’ndan sonra Cizre/Botan miri Bedirhan Bey’in değiştiğini ve Mısır’daki Kavalılar gibi Osmanlı Devleti’nin zayıfladığını gördüğünü, Nizip Savaşı’nda olduğu gibi Osmanlı Ordularının, bir valinin kurduğu ordu karşısında bile büyük bir yenilgi alabileceğini fark ettiğini ve Kavalalı gibi bağımsız olabileceğini düşündüğü görüşündedir. [1] 1839’da meydana gelen Osmanlı Devleti ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Bey’in ordusu arasındaki savaşta Osmanlı Ordusu ağır bir yenilgi aldı. Nizip Ovası’ndaki savaşta Osmanlı Ordusu’nun yanında Cizre/Botan Miri Bedirhan Bey ve kuvvetleri de vardı. Büyük bir hezimete uğrayan Osmanlı Ordusu’nun kalan kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalmıştı. Kendi valisinin ordusu karşısında bile tutunamayan Osmanlı Devleti için, 1839 Nizip Savaşı önemli bir dönüm noktasıdır. Savaştan dönen Bedirhan Bey’in bu gerçeği gördüğünü söyleyen Ahmet Kardam’a göre Bedirhan Bey artık eski Bedirhan Bey değildir. Ancak 1839-1847 arasındaki pratiklere baktığımız zaman Bedirhan Bey’in mirlikler arasında ihtilaflar yaratabilecek birçok eski politikayı devam ettirdiğini biliyoruz. Yine 1843 ve 1846’da Nasturilere karşı başlattığı savaş, bölgede huzursuz bir ortam yaratmış, Nasturiler ve Müslüman Kürtler arasında ihtilaflar artmış, güvensiz bir sosyal durum ortaya çıkmıştır. Bir üst yapı kurmak isteyen bir mirin, askeri ve ekonomik enerjisini, yüzyıllardır aynı coğrafyada iç içe yaşamış Müslüman Kürtler ve Nasturiler arasında ihtilaf, güvensizlik yaratacak politikalara harcamış olması, benim Ahmet Kardam’a katılmama engeldir. Neticede Nasturilere karşı yapılan savaş ve katliamla sonuçlanacak olaylar dizisi, Avrupa yazılı basınlarında yer bulmuş, Avrupa’nın başlıca devletlerinin konsolosları tarafından kendi devletlerine rapor edilmiş ve Bedirhan Bey’in mir olduğu Cizre/Botan Mirliği’nin imajı değişmiş, tüm Avrupa kamuoylarında olumsuz olarak işaretlenmiştir. Hatta bazı Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’nden Cizre/Botan Mirliği’ne müdahale etmesini ve Bedirhan Bey’in cezalandırılmasını talep etmişti. Dolayısıyla müttefik olabilecek tüm devletleri karşısına alan, önceki birçok Kürt Mirliğin tasfiye sürecinde yer alan ve bir üst yapı kurarsa hakim olabileceği topraklarda Hristiyan-Müslüman çelişkisine doğrudan müdahale olan bir mirin, 1839’dan sonra, 1789 Fransız İhtilali sonucu öncü siyaset olan ulus-devlet anlayışına uygun bir siyasi sürece girdiğini ve milliyetçi bir politika yürüttüğü görüşüne katılmıyorum.

Esasında 1805-1855 arasında Kürt İsyanları olarak ele alınan süreç, bir isyanlar süreci değil Osmanlı Devleti’nin, Fransız İhtilali’nin sonuçlarından korkup Kürt Mirlikleri’ni tasfiye etme süreci ve yüzlerce yıldır hüküm süren Kürt Mirlikleri’nin bu tasfiyeye karşı durma sürecidir. Mirlikler, yüzlerce yıldır ayakta kalan hanedanlıklarını koruma refleksi ile tasfiye programına karşı çıkmışlardır. Mirler, yüzlerce yıllık hanedan ataları tarafından kendilerine nakledilen hanedan ve hakimiyet mirasının kendi zamanlarında yok olmasını istememişler ve bu yüzden direnmişlerdir.

Neticede Kürt Mirlikleri sırasıyla tasfiye edilmiştir. Osmanlı Devleti, dağılma/parçalanma korkusu ile eyaletleri merkeze yakınlaştırmış, merkezi otoritenin güçlenmesi için adımlar atmıştır. 1847 yılında tasfiye edilen Kürt Mirlikleri’nin hakimiyet topraklarında Kürdistan Eyaleti’ni kurmuş ve eyaletin başına da bir Osmanlı yöneticisi atanmıştır. Osmanlı Devleti’nin kurduğu Kürdistan Eyaleti’nin ilk idari merkezi Ahlat iken daha sonradan Diyarbekir ana idari merkez olarak seçilmiştir. [2] 1867 yılına kadar ayakta kalan Kürdistan Eyaleti, daha sonra Diyarbekir Eyaleti’ne dönüştürülmüştür. 1847-1867 yılları arasında Kürdistan Eyaleti içerisinde olan günümüzdeki bazı yerler; Diyarbekir, Mardin, Cizre, Siirt, Van, Hakkâri, Bitlis, Harput, Ergani, Siverek, Kars, Hınıs, Çapakçur. [3]

Kürdistan Eyaleti’nin teşkil edilmesiyle yüzlerce yıllık Kürt Mirlikleri tarihe karışmış oldu. Hollandalı tarih araştırmacısı Martin Van Bruinessen, Kürt Mirlikleri’nin tasfiye edilmesini şöyle değerlendirir. Küçük yapılar bir araya gelerek ulus/devletler kurarken, Kürt Mirliklerinin tasfiyesi ile üst yapı kurmak yerine alt yapılar daha da çözülmüştür. [4] Mirlerin tasfiyesi ile din adamı olan şeyhler ve aşiret liderleri ön plana çıkmış ve bölgede tarihin aktığı yönün tam tersi bir süreç yaşanmıştır. [5] Bu tespit son derece yerinde ve haklıdır. 1855 sonrası tarihsel süreç bu tespitin ne kadar yerinde ve haklı olduğunu bize gösterir.

Dipnotlar:

[1] : Cizre Bohtan Beyi Bedirhan: Direniş ve İsyan Yılları, Ahmet Kardam, Dipnot Yayınları, 2011.

[2] ve [3] : Kürdistan Eyaleti’nin İdari Yapısı (1847-1867), Cemal Ülke, Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2014.

[4] ve [5] : Ağa, Şeyh, Devlet; Martin Van Bruinessen, İletişim Yayınları, 11.baskı, 2021.