Oyuncak arabalarıyla oynayan çocuklara baktım, uzun uzun. Biri kamyonuna küçük küreğiyle toprak dolduruyordu. Diğeri küçücük kazmasıyla toprağı kazıyordu. Bir diğeri tekerlekleri çamura bulanmış oyuncak otomobilini temizlemekle meşguldü. Hepsi de işlerine çok iyi konsantre olmuş, oyunu büyük bir ciddiyetle oynuyorlardı.
Çocuklara yakın bir çardakta oturmuş, termostan pet bardağa doldurduğum çayımı yudumluyordum. Biraz önce vakit geçirdiğim telefonu yan tarafıma bırakmış, çocukların bu ciddi oyununu zevkle temaşa etmeye başlamıştım.
Sanki bana, bize bir şeyler öğretiyorlardı aynı zamanda. Dikkatle izlemeye devam ettim. Bir ara tartışmaya başladılar. Kamyonuna toprak dolduran çocuğun gözü, toprağı kazan çocuğun kamyonuna takıldı. Daha güzel bulmuş olacak ki, kendi kamyonuna bu sefer memnuniyetsiz bir şekilde baktı. Ne rengi ne modeli hoşuna gitmemeye başladı, o an. “Biliyor musun?” dedi, arkadaşına. “Babam seninkinden daha güzel bir kamyon alacak bana. Akşam söyleyeceğim kendisine.” diye devam etti. “Hayır, bu kamyondan satın alamazsınız. En güzelini biz aldık. Hem babamın çok parası var, biliyor musun? Sizde o kadar para yok ki.” diye karşılık verdi, arkadaşı.
Kamyonu doldurmaya çalışan çocuğun canı iyice sıkılmıştı. Elindeki küreği yere attı, kamyonuna bir tekme vurup içine doldurduğu toprağı döktü. Bir taraftan da ağlamaya başlamıştı. Oyuncak otomobilinin çamurunu temizleyen diğer çocuk, onu teselli etmeye başladı. “Ağlama, sen ona bakma, bizim oyuncaklarımız daha güzel aslında, istiyorsan benim otomobilimle de oynayabilirsin biraz.” dedi.
Tam o sırada bir düğün konvoyu geçiyordu, bulundukları yere yakın yoldan. Üçü de oyunu bırakıp bahçe duvarına koşmaya başladı. Düğün konvoyundaki süslenmiş ve durmadan kornalarına basılan arabaları zevkle izlemeye başladılar. Konvoy geçip gittikten sonra, oyunlarına döndü üçü de. Biraz önceki kavgalarını unutmuşlardı. Tekrar oynamaya başladılar, toprakla.
Bir ara duvarın dibinde zıplayan küçük bir kurbağayı fark etti içlerinden biri. Hemen o tarafa yönelip arkadaşlarını da çağırdı. Diğerleri de o yöne gittiler, ama kurbağaya da çok yaklaşmaktan çekiniyorlardı. Biri, “Kurbağaya taş atalım.” dedi. Diğerleri “Yazıktır, bak küçücük hayvan.” diyerek engel oldu.
Onları takip etmekten iyice keyif almıştım. Telefona gelen birkaç bildirim sesine aldırış bile etmeden, merakla onları izlemeye devam ettim. Bir ara içlerinden biri benim onları izlediğimi fark eder gibi oldu, tam o sırada yüzümü çevirdim. Sonra da çocuğun tekrar oyuna döndüğünü gördüm.
Bir süre sonra içlerinden birisini, ağabeyi eve götürmeye geldi. Vakit geç oluyor, yemek zamanı geliyordu. “Annem seni çağırıyor, yemeğe geç kalma, hem eksik bıraktığın ödevlerin de var.” dedi, kardeşine. Kardeşi de “Lütfen! Lütfen! Biraz daha oynayıp geleceğim, ödevlerimi de tamamlayacağım.” dedi. Ağabeyi, aman seninle mi uğraşacağım, dercesine sağ elini ve kaşlarını havaya doğru kaldırarak çekip gitti.
Çocuklar oyuna dalmıştı ki, bir siren sesi duydular. Tekrar duvara doğru koştular. Bir ambulansın geçtiğini gördüler. İçlerinde bir korku ve üzüntü hissettiler. İçlerinden biri, “Kesin, içinde bir hasta var, Allah şifa versin!” dedi ve bu durumlarda böyle söylenmesi gerektiğini kurstaki öğretmeninden öğrendiğini belirtti. Diğer arkadaşları da o duayı tekrar etti.
Sonra yine oyunlarına döndüler. Üstleri başları toz toprak içinde kalmıştı. Ama keyiflerine diyecek yoktu. Eve geç gitmenin endişesi de vardı, ama yine de eğleniyorlardı.
Dönüp düşünmeye başladım. Bu küçük üç öğretmenden bir şeyler öğrenmiştim. Daha doğrusu bildiğimiz bazı şeyleri bana hatırlatmışlardı, farkında olmadan.
Toprak, oyun, eğlence, korku, sevinç, mücadele, hırs, kıskançlık, paylaşma, teselli, sorumluluk endişesi, ihmal, erteleme, gülümseme, ağlama, kahkaha atma, zamanı doğru kullanma, bir yerlere ve bir yerlere gecikme, toparlanma, acıyı unutma, kavgayı/tartışmayı geride bırakma, kin beslememe, merhamet, şefkat, bütün canlılara acıma, korku, güven, arkadaşlık, rekabet vs…
Aman Allah’ım! Yüce Rabbim! Bu sevimli çocuklar vasıtasıyla neleri hatırladım, neleri gözden geçirdim.
İnsanı ve toprağı düşündüm. Topraktan gelişimizi, yine toprağa gireceğimizi. İnsanı ve toprağı ihmal etmemeyi. Ayet-i Kerime’den mülhem çok güzel bir sözü düşündüm: Harsı ve nesli muhafaza etmeyi. İnsana ve çevreye değer vermeyi. Bir bütün aslında evrendeki her şey. Birbirine bağlı ve birbirine muhtaç gibi. İlahi bir sistem içinde işliyor varlıklar.
Oyunu ve eğlenceyi düşündüm. Dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu söyleyen ayet geldi aklıma. Toz toprak içinde kirlenirken hayatı ıskalamamayı hatırladım. Bir yandan kirlenirken diğer yandan temizlenmeyi. Düşerken kalkmayı, kalkarken düşme ihtimalini. Tevekkülü ve teslimiyeti düşündüm. Tevfik ve i’tisamın sadece ve yalnızca O’nunla olduğunu hatırlattım nefsime.
Dünyadaki nasibimizi unutmamamızı salık veren ilahi ferman aklıma geldi. Mücadele etmeyi düşündüm. Azmettikten sonra Allah’a tevekkül etmemizi tavsiye eden Rabbani buyruğu mırıldanmaya başladım.
Ümit ve korku arasında yaşadığımızı, bu konuda ve her konuda dengeli hareket etmemizin faydalı olduğunu düşündüm biraz da.
Havf û recâ konsepti üzere ideal yaşamın şifrelerini hatırlamaya başladım. Takva noktasında en zirvede olan Zat’ın (sas) hayatı nasıl bir denge ve sistem içerisinde yaşadığını düşündüm. Dünyada yaşarken, dünyayı yaşarken dünyaya bağlanmamak gerektiğini daha iyi anlamaya başladım.
Çok güzel dersler öğrendim, üç küçük sevecen öğretmenden. Öyle ya! Talebeyiz daima. İnsan öğrenmeye muhtaç. Mümin her zaman öğrenmeye açık, hikmetin peşinde, nerede bulursa gidip alacak modunda.
Hava kararmaya başladığında evlerinin yolunu tutan üç küçük yumurcağı gözden kaybolana kadar izledim. Teşekkür ettim içimden. Dua ettim onlara ve sevdiklerine. Hakiki şükür Sahibi’ne hamd ettim. Kendime gelmiştim. Kendimi bulmuştum, bu dersle.
En son oturduğum ahşap bankta yanımda duran telefonun çaldığını duydum. Telefonu açtığımda, beni de evden çağırıyorlardı. Yemek hazırdı. Evdekileri kızdırmadan gitmem gerektiğini düşünerek kalkıp evime gittim. Giderken dilimde şu dua vardı:
Ya Rabbi! Bizi tefekkürsüz ve hikmetsiz bırakma.
Bize anlama, kavrama ve anlamlandırma gücü ver.
Bizi nefsimizle baş başa koma!
Lütfun ve keremini eksik etme!
İhsan ve in’amatını yağdır üzerimize. Âmin.
Next