Silahlı mücadele geleneğinden gelmek, mazlum bir halkın öncüsü olma iddiası taşımak, çoğu zaman hakikati hem görmeyi hem de görünür kılmayı öğretir. Çünkü gerçek, konforlu salonlarda değil; yıkıntıların, sürgün yollarının ve kayıpların arasından konuşur. Ne var ki bazıları için bu gelenek, hakikate yaklaşmanın değil, ondan kaçmanın bahanesine dönüşür.

Bugün ortada inkâr edilemeyecek bir tablo var. Kendilerine hiçbir fayda sağlamamış, neredeyse saklanacak tek bir toprak parçası kalmamış bir siyasal akıl. Varlığını Amerikalıların himayesinde sürdürmeye çalışan, kendi halkıyla birlikte yeryüzünün sürgünü haline gelmiş bir yapı. Gazze yerle bir edilmişken, enkazın üzerine lüks oteller inşa etme hayalleri kuruluyor. Daha şimdiden milyar dolarlık projeler konuşuluyor; oysa henüz toprağın altına sığdırılamamış binlerce hayat var.

Buna rağmen dilde hâlâ “Suriye Arap Cumhuriyeti” vurgusu, çağrıda hâlâ Arapları Kürtlerle karşı karşıya getirme arzusu… Gerçekten sormak gerekiyor: Kimi, kimden koruyacaksınız? Kürtlerden korunması gerektiğini iddia ettiğiniz Suriye’de, siz güven içinde bir tek gece geçirebilir misiniz? Çocuklar gökyüzüne bakarken uçak sesiyle ürperiyorken, hâlâ düşmanı yanlış yerde aramak hangi aklın ürünüdür?

Mesele güvenlik değil. Mesele egemenlik de değil. Asıl mesele, yüzleşememektir. Kendi siyasal iflasıyla, çöken tahayyülüyle yüzleşememek… Bölge baştan sona değişirken, halklar yeni bir denge arayışına girmişken, hâlâ Kürtleri merkezine alan bir düşmanlıkta ısrar etmek; çaresizliğin, tıkanmışlığın ve tükenmişliğin açık göstergesidir.

Çünkü Kürtler bugün başkasının yıkımı üzerine bir gelecek kurma derdinde değil. Ne saklanacak bir toprak arıyorlar ne de başkalarının korkularıyla var olmayı hedefliyorlar. Onlar, bütün baskılara rağmen ayakta kalmanın, siyaset üretmenin ve var olmanın mücadelesini veriyor. Ve bu mücadele, gerçek sorunlarıyla yüzleşmek istemeyenleri rahatsız ediyor.

Halklar artık eski söylemlerle, eski düşmanlık hikâyeleriyle ikna olmuyor. Enkazın üstüne dikilen oteller, sürgünün adını değiştirmiyor. Bir halkı hedef göstermek, çöken bir düzeni kurtarmıyor. Tarih ise aynı gerçeği ısrarla hatırlatıyor: Hakikatten kaçanlar, onu bastırdıkça altında kalır.

Derdi hâlâ Kürtler olanların meselesi, aslında Kürtler değildir. Mesele; kaybedilmiş bir geleceğin, tükenmiş bir siyasetin ve çökmüş bir düzenin yükünü taşıyamamaktır. Ve bu yük, başkalarına yıkıldıkça hafiflemez. Aksine, her seferinde biraz daha ağırlaşır.