Kürt olmak, çoğu zaman bir eksiklik gibi sunulur. Tamamlanması gereken, törpülenmesi gereken, mümkünse sessizce unutulması gereken bir şey gibi.

Bazen bir soru, bir cevaptan daha ağırdır. Sorduğunuzda karşınızdaki susar. Çünkü anlatmak, yeniden yaşamak demektir. Çünkü bazı kimlikler bu ülkede açıklama değil, savunma ister.

Kürt olmak, çoğu zaman bir eksiklik gibi sunulur. Tamamlanması gereken, törpülenmesi gereken, mümkünse sessizce unutulması gereken bir şey gibi. Oysa insan, doğduğu dili, annesinin sesini, çocukluğunun adını nasıl inkâr edebilir?

Kürt olmak; her cümleye başlamadan önce tartmak demektir. Bu söz fazla mı? Bu isim rahatsız eder mi? Bu harfler göz tırmalar mı? Kendi varlığını başkalarının konforuna göre ayarlamaya alışmak demektir.

Kürt olmak; acının bile tartışmaya açılmasıdır. Başına gelenin hemen ardından “ama” ile başlayan cümleler duymaktır. Her kaybın ardından şüpheyle karşılanmak, her yarayı kanıtlamak zorunda bırakılmaktır. Yas tutarken bile ölçülü olman beklenir; çünkü fazlası rahatsız eder.

Kürt olmak; görünürken yok sayılmaktır. Yan yana yaşanır ama yan yana durulmaktan kaçınılır. Aynı sokakta yürünür, ama göz göze gelmemeye özen gösterilir. Bir trajedi yaşanır; izleyenler perdeyi aralamaz, sesini açmaz, sadece bakar.

Kürt olmak; dilinin yük sayılmasıdır. Kendi dilinde bir şehri anınca, haritada silinmiş gibi davranılmasıdır. O kelimeler söylendiğinde, sanki anılar da yok olacakmış gibi paniklenilmesidir. Oysa bir dil yok olmaz; görmezden gelinir.

Kürt olmak; hakkının önce elinden alınıp sonra “ne kadar da ilerledik” denilerek geri verilmesidir. Minnet beklenmesidir. Sessizlik karşılığında kabul görmektir. Ve her itirazda, nankörlükle suçlanmaktır.

Kürt olmak; kibri uzaktan tanımaktır. Üstten konuşan sesi, küçümseyen bakışı, “sizi de anlıyoruz ama” diye başlayan cümleyi ilk hecesinden bilmektir. O bakışın, o dilin, kalabalıkla buluştuğunda nasıl sertleştiğini deneyimlemiş olmaktır.

Ama Kürt olmak yalnızca acı değildir.

Aynı zamanda hatırlamaktır. Direnmeden değil, var olarak ayakta kalmaktır. Anlatmaya devam etmektir. Her şeye rağmen insan kalmayı seçmektir. Kimliğini bağırarak değil, inkâr etmeyerek savunmaktır.

Bu ülkede Kürt olmak; yara taşımaktır belki. Ama o yara, gerçeğin kendisidir. Ve gerçek, er ya da geç görülür.