Ahlak kelime kökeni itibarıyla Arapçada “yaradılış” anlamına gelen kökten türemiştir. Bu etimolojik bilgi bizi önemli bir soruyla karşı karşıya bırakır: İnsan ahlakı doğuştan mı getirir, yoksa yaşadığı toplumun, çevrenin ve şartların etkisiyle mi kazanır?
Bu soruya verilecek cevap yalnızca teorik bir tartışma değildir. Çünkü ahlakı anlamak için yaşadığımız topluma, gündelik hayata ve insanların davranışlarına bakmak gerekir. İnsanların neyi iyi, neyi kötü kabul ettiğine dikkat ettiğimizde karşımıza oldukça karmaşık bir tablo çıkar.
Bugün “ak” dediğimize yarın “kara” diyebiliyoruz. Bugünün kahramanları yarının hainleri, bugünün bilgeleri yarının eleştirilen isimleri olabiliyor. İyi ile kötü arasındaki çizgi çoğu zaman bir tüy kadar ince ve kırılgan görünüyor. Peki bu durumda ahlaki ölçü nedir? İnsanlar gerçekten ahlaklı oldukları için mi belirli tavırlar sergiliyorlar, yoksa çıkarlar ve görüşler değiştiğinde ahlaki yargılar da değişiyor mu?
Toplum olarak çoğu zaman kişileri veya olayları evrensel ilkeler üzerinden değil, kendi bulunduğumuz yerden değerlendiriyoruz. Aynı davranış, bize yakın olan biri yaptığında erdem olarak görülürken; karşı taraftan biri yaptığında kusur olarak değerlendirilebiliyor. Böyle olunca da ahlak, sabit bir ilke olmaktan çıkıp taraflara göre şekillenen bir araç hâline geliyor.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele de burada başlıyor. Eğer ahlak sürekli değişen tarafların elinde biçim alıyorsa, insan bu toplumda nasıl yaşayacaktır? Bir gün göklere çıkarılan, ertesi gün yerin dibine sokulan insanların arasında, ne el üstünde tutulmanın ne de dışlanmanın kalıcı bir anlamı kalıyor. Çünkü ölçü kişiler değil, değişen çıkarlar oluyor.
Belki de bu soruyu en çok, yıllardır şartlara göre renk değiştirenlere sormak gerekir. Dün savunduğunu bugün reddeden, bugün övdüğünü yarın yerden yere vuranlara... İnsan aynı anda hem haklı hem haksız, hem iyi hem kötü olmayı nasıl başarır? Yoksa mesele ahlak değil de, ahlakın kimin işine yaradığı mıdır?
Yazıyı Alman şair Bertolt Brecht’in anlamlı dizeleriyle bitirelim:
"Anladık, iyisin...
Ama iyiliğin kime?"
Biz de aynı soruyu sormak zorundayız:
Evet, ahlaklı olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki ahlakınızın ölçüsü nedir? Herkes için geçerli olan bir ilkeye mi dayanıyor, yoksa yalnızca sizin tarafınıza hizmet ettiği sürece mi ahlak olarak kalıyor?