Bu hadis, bir Müslüman için çok açık bir ölçüdür. Aldatmak sadece pazarda mal saklamak, tartıda hile yapmak değildir. Makamda, mevkide, siyasette de aldatmak vardır.
Bir muhtar seçilir, “Köyüme hizmet edeceğim” der. Bir belediye başkanı seçilir, “Şehrimi imar edeceğim” der. Bir milletvekili seçilir, “Halkımın sesi olacağım” der. Bir cumhurbaşkanı seçilir, “Ülkeme refah getireceğim” der. İnsanlar bu sözlere inanır, umutlanır ve güzel temennilerle beklenti içerisine girer.
Ama sonra? Vaatler unutulur, sözler havada kalır, yapılması gereken işler yapılmaz. İnsanlar bekler, ümidini korur, yine bekler… Ve bir bakarlar ki o güzel sözlerin çoğu gerçek olmamıştır.
Bu nedir? Bu aldatmaktır.
O halde şunu açıkça söyleyelim: Makam, mevki, koltuk bir imtiyaz değil, bir emanettir. O koltuğa oturan kişi –ister muhtar olsun, ister cumhurbaşkanı– önce hizmet için gelmiştir. Hizmet etmek zorundadır. Verdiği sözü tutmak zorundadır. Çünkü insanlar ona güvenmiş, umut bağlamıştır.
Bir de şu var: Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Bir mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.”
Yani bir insan –ister siyasetçi olsun, ister tüccar– bizi bir kere aldattıysa, ikincisinde ona güvenmek bize yakışmaz. Çünkü aldatanı bildiğimiz halde tekrar ona güvenmek, mümine yakışan bir davranış değildir.
İşte bu noktada sorumluluğun sadece bir tarafa ait olmadığını görmek gerekir. Hem yöneticiler hem yönetilenler bu işin içinde sorumluluk sahibidir.
Yöneticiler, sözün eri olmalı, verdiği sözde durmalı, insanların umutlarını boşa çıkarmamalı, hizmet için geldiğini unutmamalı, makamın kendisine emanet edildiğini ve geçici olduğunu bilmeli.
Yönetilenler de aldatanı tanımalı, aldattıysa ikincisinde güvenmemeli, buna mukabil sözünde durana sahip çıkmalı.
Unutmayalım: Aldatan, Peygamberimizin “bizden değildir” dediği kişidir. Sözünün eri olan ise hem dünyada hem ahirette yüzü ak olandır.
Selam, emaneti ehline teslim edene. Selam, sözünün eri olana.