Bu hafta Semsür hikâyelerimizin 12.’sini okurlarımızla paylaşıyorum. Dilerim sizleri fazla rahatsız etmemişimdir. Son hikâyemizde Komagene Kralı Antikos’un vasiyetinden başlamıştım. Uzun bir vasiyet… İki bin yıl önce vasiyet edilenler bugün dahi önemsenen dileklerdir. İnsanın inancı, ülke ve insan sevgisi, doğayı sevme ve doğayı koruma sorumluluğu bugün de önemini koruyor. Biz dünü hatırlayarak günümüze sahip çıkmanın gayreti içindeyiz.

Bakınız, halkın içinden çıkan bir kral, halkına en yakın duran kral, halkına hitap ederken halkını onurlu, gururlu ve müşerref olmakla onurlandırıyor. Sevgili halkım diye söze başlarken, “Büyük babam Arsemes öldüğünde, kral babam Mitrades, ben henüz genç yaşta iken ülke yönetimini bana bıraktı. Babam, gençliğimde dünyayı ve halkları daha iyi tanımam için doğu ülkelerine gönderdi. Uzun bir süre o halkların dinî inançlarını, yaşam biçimlerini, dünya görüşlerini yakından gördüm. O halkların güzelliklerinden feyiz aldım. Yanlışlarını gördüm, ibret aldım. Ben dinî düşüncelerimle kutsal saltanatı bütün ortak tanrılar arasında paylaştım. Bütün tanrıları ülkenin ortakları kabul ettim. Onları ortak bereket ve koruyucu heykellerle ifade ettim. Komagene adı ile ülkemi temsil eden kadın heykelini kendimden önde Ahura Mazda’nın yanına yerleştirdim. Ülkemiz bu ruh üzerine kuruldu. Ailem bu ruh ile yetişti. Ülkemiz kutsal atalarımız Med ve Perslerin mirası üzerinde kuruldu. Helen halkını kendimize dost bildik, onların kültür ve âdetlerini esas aldık. Her iki akraba tarafı gurur ve onur ile sahiplendik.

Ben bu anıt mezarı Belli Dağı’nın en yüksek noktasına kurdum. Siz bilirsiniz, Belli Dağı ülkemizin en yüksek dağıdır. Ülkem sırtını Sıralı Kürt Dağları’na, Belli Dağı’na (Çiyayê Belikan), Ak Dağ’a (Çiyayê Spî) ve Ulu Baba’ya (Çiyayê Qubê) dayamış. Güneyinde ve doğusunda ülkemin doğal koruması ve yaşam alanını zenginleştiren Fırat Nehri’ne minnettardır.

Amacım, anıt mezarım gökyüzüne, Tanrı’nın katına yakın olsun. Ben taş ve çakıllarla Belli Dağı’nın yüksekliğini elli metre daha yükselttim. O tümseğin yüksekliğini elli metreye çıkardım. İstedim ki mezarım ülkemin her yerinde tüm azameti ile görülsün. İstedim ki her yurttaşım bu işareti gurur ile görsün, gururla ansın. Ne zaman ölüm vaktim gelirse, bu tümseğin altında korunsun.

Bu anıt mezar doğal aşınmaya karşı tedbirli yapıldı. Anıt mezarım kutsal topraklar üzerinde sonsuza kadar devam edecek. Halkım hiç üzülmesin. Her ne kadar yaşım ömrümün sonuna yaklaşmışsa da ben hâlen sağ ve canlıyım. Sağlığım iyidir. Ama ölüm kimseden uzak değildir. Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Ben isterim ki Allah’ın sevdiği ruhum Zeus ve Ahura Mazda yanında, ilahî güçlerin yanında sonsuza kadar huzur içinde dinlensin. Ayrıca kutsal dağın üzerinde Allah’ın figürleri yanında atalarımın heykellerini yerleştirdim. Bu, atalarımıza karşı olan dinî saygımdır.” Semsür hikâyelerimiz devam edecek.