Bugün tepki veren gerçekten bugünkü sen misin?

Bazen küçücük bir olay bizi beklediğimizden çok daha fazla etkiler. Birinin bizi eleştirmesi bir mesajımıza geç cevap vermesi, bir toplantıda fikrimizin dikkate alınmaması, sevdiğimiz bir insanın uzaklaşması veya yaptığımız bir hatanın yüzümüze söylenmesi: Olay küçüktür ama içimizde yarattığı duygu büyüktür.

Öfkeleniriz, içe kapanırız, savunmaya geçeriz, kendimizi değersiz hissederiz ya da tam tersine, herkese ne kadar güçlü olduğumuzu göstermeye çalışırız. İşte tam o anda kendimize sormamız gereken çok önemli bir soru vardır:

Bugün tepki veren gerçekten bugünkü ben miyim?

Çünkü bazen yetişkinliğimizde verdiğimiz büyük tepkiler, geçmişte ifade edemediğimiz küçük bir çocuğun duygularını taşır. Ve insan, bunun farkına varmadığı sürece geçmişte öğrendiği bazı anlamları bugünün gerçeği sanarak yaşamaya devam edebilir.

İçsel Çocuk Nedir?

İçsel çocuk kavramını mistik veya soyut bir kavram olarak düşünmemek gerekir. En basit haliyle içsel çocuk; çocukluk dönemimizden taşıdığımız duygusal deneyimleri, ihtiyaçları, öğrenilmiş inançları ve ilişki kalıplarını anlatmak için kullanılan bir metafordur.

Çocukken dünyayı yetişkinler gibi değerlendiremeyiz. Bir olayın nedenini analiz edemeyiz. Anne veya babamızın kendi sorunları olduğunu anlayamayabiliriz. Ekonomik sıkıntıları, aile içindeki çatışmaları veya yetişkinlerin duygusal yüklerini yorumlayamayız. Biz yalnızca yaşarız ve yaşadığımız şeylere anlam veririz.

Örneğin bir çocuk yeterince ilgi görmediğinde;

“Annem ve babamın zor bir dönemden geçtiğini” düşünmez.

Bazen şöyle hisseder: “Demek ki yeterince önemli değilim.”

Sürekli eleştirildiğinde; “Beni geliştirmek istiyorlar.” diye düşünmeyebilir. Şöyle bir anlam oluşturabilir: “Demek ki yeterince iyi değilim.”

Sevgi yalnızca başarıdan sonra gösteriliyorsa; çocuk zihninde şu bağlantı kurulabilir:

“Başarılı olursam değerliyim.”

Yıllar geçer. Çocuk büyür. Ama o yıllarda oluşturduğu bazı anlamlar onunla birlikte büyüyebilir.

Çocukluk Biter, Çocuklukta Verdiğimiz Bazı Kararlar Kalabilir

Hepimiz çocukluk döneminde dünyayı anlamlandırmaya çalışırken bazı görünmez kararlar veririz.

o “Güçlü olmalıyım.”

o “Kimseye güvenmemeliyim.”

o “Hata yapmamalıyım.”

o “İnsanları memnun etmeliyim.”

o “Hayır dersem beni sevmezler.”

o “Kendimi kanıtlamalıyım.”

o “Duygularımı göstermemeliyim.”

o “Başarılı olursam değerli olurum.”

O günlerde bu kararların bazıları bizi korumuş olabilir. Sorun, çocukken geliştirdiğimiz bir korunma yöntemini yetişkinlikte hayat kuralına dönüştürdüğümüzde başlar. Çünkü artık koşullar değişmiştir. Biz değişmişizdir. İnsanlar değişmiştir. Ama zihnimizdeki eski kural aynı kalmıştır. İşte bu yüzden bazen yetişkin bir bedenin içinde, yıllar önce oluşturulmuş bir inanç sistemiyle yaşamaya devam ederiz.

Bugünkü Tepkilerimizin Ne Kadarı Bugüne Ait?

Bir düşünün. Birisi sizi eleştirdiğinde neden bu kadar öfkeleniyorsunuz? Bir insan sizden uzaklaştığında neden hemen terk edileceğinizi düşünüyorsunuz? Bir hata yaptığınızda neden kendinizi günlerce suçluyorsunuz? Birileri sizden daha başarılı olduğunda neden kendi değerinizi sorguluyorsunuz? Bir toplantıda fikriniz kabul edilmediğinde neden bunu yalnızca fikir ayrılığı olarak göremiyorsunuz?

Belki mesele yalnızca bugünkü olay değildir. Bugünkü olay, geçmişteki bir duygunun düğmesine basmış olabilir. Psikolojide buna sıklıkla tetiklenme denir. Bugünkü bir olay geçmişte yaşadığımız bir deneyimle benzer bir duygusal anlam taşıdığında, verdiğimiz tepkinin yoğunluğu yalnızca mevcut durumdan kaynaklanmayabilir.

Bu nedenle bazen kendimize şu soruyu sormak çok değerlidir:

“Bu duyguyu daha önce nerede hissettim?”

Bu soru insanı bugünden geçmişe hapsetmek için değil, geçmişin bugünü ne kadar etkilediğini görebilmek için sorulur.

Görülmeyen Çocuk, Görülmek İsteyen Yetişkine Dönüşebilir

İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri görülmek ve kabul edilmektir. Çocukluk döneminde yeterince görülmediğini hisseden bir insan, yetişkinliğinde bu ihtiyacı farklı yollarla karşılamaya çalışabilir. Sürekli takdir bekleyebilir. Başarılarını anlatma ihtiyacı duyabilir. Eleştiriye aşırı hassas olabilir. İnsanların kendisi hakkında ne düşündüğüne gereğinden fazla önem verebilir. Sosyal statüyü kendi değerinin ölçüsü haline getirebilir.

Burada önemli bir ayrım vardır: Takdir edilmek ve istemek insanidir.

Sorun, kendi değerimizi yalnızca başkalarının takdirine bağladığımızda başlar. Çünkü o zaman hayatımızın kumandasını farkında olmadan başkalarının eline veririz. Bir övgü bizi yükseltir, bir eleştiri bizi yıkar, bir kabul bizi değerli hissettirir ve bir ret bütün kimliğimizi sorgulatır.

İşte içsel özgürlük tam burada önem kazanır.

Başarı İsteği mi, Kendini Kanıtlama İhtiyacı mı?

Uzun yıllardır iş dünyasında, liderlik alanında ve insan gelişimi üzerine yaptığım çalışmalarda dikkatimi çeken önemli bir ayrım var:

Her başarılı olma isteği aynı kaynaktan beslenmez.

Bir insan gerçekten üretmek, gelişmek, değer yaratmak ve potansiyelini gerçekleştirmek istediği için başarılı olmak isteyebilir. Bir başka insan ise kendisini yeterli hissetmek için başarıya ihtiyaç duyabilir. Dışarıdan baktığınızda ikisi de çalışkandır.

İkisi de hedef odaklıdır. İkisi de yüksek performans gösterir. Fakat içerideki motivasyonları farklıdır.

Birincisi şöyle der:

“Daha iyisini yapabilirim.”

Diğerinin iç sesi ise bazen şunu söyler:

Daha iyisini yapmak zorundayım; yoksa yeterli değilim.”

Aradaki fark küçücük görünür. Ama insanın bütün hayatını değiştirebilir. Çünkü kendini kanıtlamak için koşan insanın bir bitiş çizgisi yoktur. Bir hedef gerçekleşir, arkasından yenisi gelir. Bir unvan alınır. Daha büyüğü gerekir. Bir başarı kazanılır. Bir başkasına ihtiyaç duyulur. Çünkü dışarıdaki başarı, içerideki değersizlik duygusunu kalıcı olarak dolduramaz. Bu nedenle bazen insanın ihtiyacı daha büyük hedefler koymak değil; neden sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissettiğini anlamaktır.

İlişkilerimizde İçsel Çocuk

Geçmişten taşıdığımız duygusal kalıplar en çok yakın ilişkilerimizde görünür hale gelebilir. Çünkü yakınlık bizi savunmasız bırakır. Sevilmek isteriz, kabul edilmek isteriz ve kaybetmekten korkarız. Bu nedenle çocuklukta oluşmuş bazı ilişki kalıpları yetişkinlikte yeniden ortaya çıkabilir.

Terk edilme korkusu yaşayan biri partnerinin küçük bir mesafesini büyük bir tehdit olarak algılayabilir. Sevginin koşullu olduğunu öğrenmiş biri sürekli karşı tarafı memnun etmeye çalışabilir. Duygularını ifade ettiğinde reddedildiğini deneyimleyen biri, yetişkinliğinde sorunları konuşmak yerine içine kapanabilir. Sürekli eleştirilen biri, en küçük geri bildirimi bile saldırı gibi algılayabilir. Böylece karşımızdaki insan yalnızca bugünkü partnerimiz, arkadaşımız veya yöneticimiz olmaktan çıkar. Farkında olmadan geçmişimizdeki birinin yerine konabilir.

Ve biz bugünkü insana, geçmişte yaşadığımız duyguyla cevap vermeye başlayabiliriz.

İçsel Çocuk Liderlik Tarzımızı Bile Etkileyebilir

Bu konu yalnızca özel hayatla ilgili değildir. İş dünyasında da son derece önemlidir. Çünkü yöneticiler de insandır. Onların da geçmişleri, korkuları, onay ihtiyaçları ve öğrenilmiş davranış kalıpları vardır. Örneğin hata yapmanın kabul edilmediği bir ortamda büyüyen yönetici, ekibinin hatalarına karşı aşırı sert olabilir.

Sürekli kendisini kanıtlamak zorunda kalmış bir lider, başkalarının başarılarını tehdit olarak algılayabilir. Kontrol kaybından korkan biri, delegasyon yapmakta zorlanabilir. Onay ihtiyacı yüksek bir yönetici, gerekli olduğu halde zor kararları almakta güçlük yaşayabilir.

Bu yüzden benim liderliğe bakışım yalnızca yönetim tekniklerinden ibaret değildir. İyi liderlik önce insanın kendini yönetebilmesiyle başlar. Ekibini anlamak isteyen bir liderin önce kendi tetikleyicilerini tanıması gerekir. Çünkü kendisini tanımayan insan, gücü eline aldığında bazen geçmişteki eksikliklerini yönetim biçimine dönüştürebilir.

İçsel Çocukla Yüzleşmek Ne Demektir?

İçsel çocukla yüzleşmek, geçmişe dönüp sürekli anne-babayı suçlamak değildir. Çocukluk anılarının içinde yaşamak da değildir. Kendimizi kurban olarak tanımlamak hiç değildir.

Tam tersine; bugünkü hayatımızın sorumluluğunu alabilmek için geçmişten taşıdığımız etkileri fark etmektir.

Şu soruları sorabilmektir:

o Ben çocukken sevgiyi nasıl öğrendim?

o Değerli olduğumu ne zaman hissediyordum?

o Hata yaptığımda bana nasıl davranılıyordu?

o Duygularımı ifade etmeme izin var mıydı?

o Başarısız olduğumda ne hissediyordum?

o Bugün hâlâ hangi eski kurala göre yaşıyorum?

Bu soruların amacı geçmişte suçlu bulmak değildir. Amaç bugünü özgürleştirmektir.

Geçmişi Değiştiremeyiz, Peki Ne Değişebilir?

Geçmişte yaşanan bir olay değişmez. Söylenen bir söz geri alınamaz. Yaşanmayan bir çocukluk yeniden yaşanamaz. Fakat değiştirilebilecek çok önemli bir şey vardır:

O geçmişin bugünkü hayatımız üzerindeki etkisi.

Bir zamanlar; “Yeterli değilim.” diye düşündüyseniz bugün kendinize başka bir anlam verebilirsiniz. “Hayır dersem sevilmem.” diye öğrendiyseniz bugün sağlıklı sınırlar kurmayı öğrenebilirsiniz. “Hata yaparsam değersiz olurum.” diye büyüdüyseniz bugün hatayı gelişimin doğal bir parçası olarak yeniden anlamlandırabilirsiniz.

İşte dönüşüm tam burada başlar.

Geçmiş değişmez; geçmişle kurduğumuz ilişki değişebilir.

İçsel Çocuğu İyileştirmek mi, Anlamak mı?

Burada kullandığımız dile özellikle dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. İnsan bazen kendisini sürekli “iyileştirilmesi gereken” biri olarak görmeye başlayabilir. Oysa kişisel dönüşüm yalnızca eksiklerimizi tamir etmek değildir.

Bazen yapılması gereken şey kendimizi düzeltmek değil, kendimizi anlamaktır. Çünkü bugün değiştirmek istediğimiz bazı davranışlar geçmişte bizi korumuş olabilir.

o İçe kapanmak…

o Kontrol etmek…

o Herkesi memnun etmeye çalışmak…

o Aşırı çalışmak…

o Duyguları göstermemek…

Bir dönem bunların hepsinin bir işlevi olmuş olabilir. Bu nedenle geçmişteki halimize kızmak yerine şu soruyu sorabiliriz:

“O günkü ben, bunu neden yapmak zorundaydı?”

Ardından ikinci soru gelir:

“Bugünkü ben hâlâ buna ihtiyaç duyuyor mu?”

İşte bu iki soru arasında özgürlük vardır.

Özgürleşmek Unutmak Değildir

Bazen özgürleşmenin geçmişi tamamen unutmak olduğunu düşünüyoruz. Ama gerçek öyle değildir. Çünkü insan hafızasını silemez, yaşanmışlıklarını yok edemez ama onların hayatındaki yerini değiştirebilir.

Bir anı artık sizi yönetmeyebilir, bir eleştiri bütün değerinizi sorgulatmayabilir, bir insanın gitmesi sizi kendinizden vazgeçirmeyebilir, bir başarısızlık kimliğinizi belirlemeyebilir ve birinin sizi seçmemesi, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmeyebilir. İşte gerçek özgürleşme budur.

Geçmişi silmek değil, geçmişin bugünkü seçimlerimizi yönetmesine artık izin vermemektir.

Kendinize Sorabileceğiniz 7 Güçlü Soru

Biraz durun cevapları hemen vermek zorunda değilsiniz.

Sadece kendinize dürüstçe sorun:

  1. Çocukken en çok neye ihtiyaç duyuyordum?
  2. Kendimi değerli hissetmek için ne yapmam gerekiyordu?
  3. Bugün beni en fazla tetikleyen davranış nedir?
  4. Bu duyguyu hayatımda ilk ne zaman hatırlıyorum?
  5. Bugünkü ilişkilerimde geçmişten taşıdığım hangi korkular var?
  6. Başarı benim için gerçekten gelişmek mi, yoksa kendimi kanıtlamak mı?
  7. Bugünkü yetişkin halim, çocuklukta öğrendiğim hangi kurala artık ihtiyaç duymuyor?

Belki bazı cevaplar hemen gelecektir, bazıları günler sonra ve bazıları ise uzun zamandır bildiğiniz ama kendinize söylemekten kaçındığınız şeyler olacaktır.

Fakat unutmayın:

Dönüşüm, doğru cevaptan önce doğru soruyla başlar.

Yeni Bir Sen’e Uyanmak

Benim için kişisel gelişim, insanın sürekli başka biri olmaya çalışması değildir.

Tam tersine...

Kendisinin üzerine yıllar boyunca eklenmiş korkuları, beklentileri, rollerini ve başkalarının tanımlarını fark ederek özündeki insanla yeniden temas kurabilmesidir.

Belki de Yeni Bir Sen’e Uyanış tam olarak budur. Yeni bir insan yaratmak değil, yıllardır taşıdığınız eski tanımların arasından gerçek sizi yeniden görebilmektir. Çünkü değişim her zaman hayatımıza yeni şeyler eklemekle gerçekleşmez.

Bazen değişim; artık bize ait olmayan yükleri bırakmakla başlar.

Bugünkü Sen, Geçmişteki Senin Kaderi Değildir

Çocukluğumuz bizi etkiler, geçmiş deneyimlerimiz bizi şekillendirir, insanlardan öğrendiklerimiz dünyaya bakışımızı oluşturur ama bunların hiçbiri geleceğimizin değişmez senaryosu olmak zorunda değildir.

Bir zamanlar korkmuş olabilirsiniz, bir zamanlar görülmemiş hissedebilirsiniz, bir zamanlar kendinizi değersiz hissetmiş olabilirsiniz, bir zamanlar sevilebilmek için başka biri olmanız gerektiğine inanmış olabilirsiniz ama bugün artık o çocuk değilsiniz.

Bugün seçim yapabilen bir yetişkinsiniz. Geçmişinizi değiştiremezsiniz. Ama geçmişinizin bugünkü hayatınızda ne kadar söz sahibi olacağına yeniden bakabilirsiniz. Bu yüzden size bu yazının sonunda tek bir soru bırakıyorum:

“Bugünkü hayatımda verdiğim hangi karar gerçekten bugünkü bana ait; hangisini hâlâ geçmişteki ben veriyor?”

Belki de özgürleşmenin başladığı yer tam olarak burasıdır.

Özgürleşmek geçmişi silmek değildir. Geçmişe rağmen değil, geçmişi anlayarak bugünü seçebilmektir.

İçsel Dönüşüm Yolculuğunuz

Eğer siz de tekrar eden düşünce, duygu ve davranış kalıplarınızı daha yakından tanımak; geçmiş deneyimlerinizin bugünkü seçimleriniz üzerindeki etkisini fark etmek ve kendinizle daha bilinçli bir ilişki kurmak istiyorsanız, bu yolculuğu tek başınıza yürümek zorunda değilsiniz.

Birebir koçluk çalışmalarım, seminerlerim ve Yeni Bir Sen’e Uyanış kitabım; kendinize farklı sorular sormanız, yaşamınızdaki kalıpları fark etmeniz ve kendi dönüşüm yolculuğunuzu oluşturmanız için size eşlik edecek alanlar sunuyor.

Çünkü yeni bir hayat, her zaman dışarıdaki koşullar değiştiğinde başlamaz. Bazen insan kendisine yeni bir gözle bakmaya başladığında başlar.

Not: İçsel çocuk çalışmaları kişisel farkındalık açısından yararlı bir çerçeve olabilir; ancak yoğun, kalıcı veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen psikolojik sıkıntılarda ruh sağlığı uzmanından destek almak önemlidir.