Hastane desen dert, yol desen başka bir dert. Yağmur yağdığında çamura, güneş açtığında toza teslim olmuş sokaklar…

Herkesin çok cümlesi var Silopi hakkında. Masalarda konuşulan, kürsülerde dillendirilen, sosyal medyada paylaşılan uzun uzun cümleler… Ama iş icraata gelince, rüzgâr birden susuyor. Sanki herkes konuşmayı sevmiş de dinlemeyi ve yapmayı unutmuş.

Oysa Silopi öyle sıradan bir yer değil. Ülkenin en çok kazandıran kara yolunun üstünde, sınır kapısının yanı başında. Kamyonların gürültüsüyle büyüyen bir şehir burası. Gece yarısı bile far ışıklarıyla aydınlanan bir ekonomi koridoru. İnsan bazen düşünüyor: Bu kadar hareketin içinde nasıl bu kadar hareketsizlik olur?

Bir çay ocağında oturup dinleseniz Silopi’yi, aslında size kendini anlatır. Çaycı Hüseyin abi mesela… “Bizim ova var ya,” der, “bir ekersin, bin alırsın.” Abartı değil. Toprağı bereketli, insanı çalışkan. Öyle ki bazı ürünlerde Çukurova’yla yarışacak potansiyeli var. Ama potansiyel, tek başına yetmiyor. Çünkü potansiyel, ilgi ister. Emek ister. Plan ister.

Hastane desen dert, yol desen başka bir dert. Yağmur yağdığında çamura, güneş açtığında toza teslim olmuş sokaklar… Gençlerin akşam yürüyüş yapabileceği bir alan arayıp durması… Çocukların oyun oynayacak park bulamaması… İnsan ister istemez şu repliği hatırlıyor:
“Umut güzel şeydir. Belki de en güzeli. Ve güzel şeyler asla ölmez.”
Ama umut da ilgisiz kalınca yoruluyor.

Silopi biraz da kırgın bir şehir gibi. Hani çok çalışıp da takdir görmeyen bir insan vardır ya… İçine atar, susar ama vazgeçmez. İşte Silopi de öyle. Sabah erkenden işe giden işçisinde, tarlaya giden çiftçisinde, üniversite hayali kuran gencinde hâlâ bir direnç var. Çünkü bu şehir sınırda olmayı sadece coğrafi bir mesele olarak görmüyor. Hayatla da sınırda yaşıyor. İmkânla imkânsızlık arasında, vaatle gerçek arasında bir yerde.

Bir defasında yaşlı bir amca şöyle demişti: “Evladım, biz burada yoklukla değil, ilgisizlikle mücadele ediyoruz.” Cümle basit ama ağırdı. Çünkü yokluk bazen paylaşılır, azalır. Ama ilgisizlik büyür, büyür ve insanın içine çöker.

Silopi’nin hikâyesi aslında Türkiye’nin küçük bir özeti gibi. Büyük sözler, büyük projeler, büyük vaatler… Ama küçük dokunuşlar eksik. Oysa bazen bir park, bir düzgün yol, bir kültür merkezi bile şehrin ruhunu değiştirir. Çünkü şehir dediğin sadece binalardan ibaret değildir; şehir, insana verdiği değerin toplamıdır.

“Her şey çok güzel olacak” demek kolay. Zor olan, o güzelliği inşa etmek. Silopi bunu hak ediyor. Sınır kapısının gölgesinde kalmayı değil, potansiyelinin ışığında anılmayı hak ediyor.

Belki bir gün kamyon seslerine çocuk kahkahaları daha çok karışır. Belki bir gün bu şehir, “konuşulan” değil “başarılan” bir yer olur.

Çünkü Silopi’nin eksiği imkân değil; ilgi.
Eksiği toprak değil; plan.
Eksiği insan değil; sahip çıkma cesareti.

Ve insan bir şehre sahip çıkarsa, şehir de insana yuva olur.