Karanlığın en koyu olduğu gecelerde, sabahın mutlaka doğacağına dair inancı bıraktım size. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen o uzun gecenin ardında, ışığın var olduğunu fısıldadım.

Buzla örtülmüş topraklarda, sessizce direnen bir kar tanesi gibi; baharın yaklaştığını hissettirdim. Susturulmuş dillerin, unutturulmak istenen isimlerin ve talan edilmiş yurtların içindeki saklı anlamı hatırlattım size.

Korkularınızın gölgesinde yaşamayı reddetmenin cesaretini sundum. Yüksek dağların, serin yaylaların koynunda; size ait olanı sahiplenmenin, yeniden ayağa kalkmanın onurunu taşıdım.

Issız hücrelerde, dağ başlarında, sönmeye yüz tutmuş ocaklarda; yeniden yanacak ateşlerin ilk kıvılcımını bıraktım. Bir kibritin sesiyle, unutulmuş ezgileri, yarım kalmış şiirleri ve atılmamış ilk adımları hatırlattım.

Alevlerin içinde şekillenen bir iradeyle, insanın direnişten doğan bilincini verdim. Ölümü aşan bir yaşam haykırışı oldum; bugün o ses, meydanlarda yankılanıyor, çocukların adımlarında çoğalıyor, kadınların sesinde yükseliyor.

Yok sayılmış bir halkın içinden yükselen başkaldırının izidir sıkılan yumruk. İçinizde büyüyen öfkeyi de, umudu da bıraktım size.

Renk renk giysilerle dönen halaylarda, çocukların gülüşünde, akarsuların coşkusunda, dağların sessizliğinde, şehirlerin taş sokaklarında; özgürlüğün ne demek olduğunu anlattım. Yaşamı sevmeyi öğrettim.

Parçalara ayrılmış bir coğrafyanın dört bir yanında; uzanacak bir elin, dayanılacak bir omzun, birleşecek bir sesin olduğunu hatırlattım. Geçmişinizi, köklerinizi verdim size.

Bir bahar gecesinde, gençliğin en sıcak anında; gökyüzünden, yağmurdan ve çiçeklerden uzak bir yerde, bir ömrü ateşe vererek yaktım o ilk kıvılcımı. Küçücük bir alevden, milyonların kutlayacağı bir bayram doğdu.

Çünkü eksik olan, sadece karanlığı delen o küçük ışıktı. Ve o ışık, ancak yüreğinizde taşıdığınız toprakların ateşini kendi ellerinizle yakmanızla büyürdü.

İlk adımı atanların yürüyüşü, şimdi kalabalıkların yoluna dönüştü. İlk sesi yükseltenlerin çığlığı, artık binlerce sesin birleştiği bir şarkı oldu.

Bugün adını taşıyan çocuklar büyüyor. Her Newroz’da biraz daha çoğalarak, biraz daha güçlenerek baharı getiriyorlar. Ateşler daha parlak yanıyor, halaylar daha coşkulu dönüyor, şarkılar daha gür söyleniyor.

Dicle ağır ağır akarken, karlar güneşe kavuşup erirken, o suyun taşıdığı sabrı düşün. Fırat’a ulaşmak için yıllardır süren yolculuğu… İşte bu yüzden ateşle kutsanır bu sevda.

Benim sesim ateşin içinde kaldı; siz onu umutla, barışla ve aşkla çoğaltın. Nehirlerin akışına bakın, toprağın uyanışını hissedin.

Çünkü gelen bahardır.

Newroz pîroz be.