Ortadoğu…
İnsanlık tarihinin en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan, peygamberlerin yürüdüğü, büyük imparatorlukların doğduğu ve dünyanın kaderini etkileyen topraklar… Aynı zamanda savaşların, işgallerin, acının ve bitmeyen mücadelelerin merkezi…
Neden hep Ortadoğu?
Bölgenin zenginliğinden dolayı üzerinde kitaplar yazılsa belki bitirilmez. Bu coğrafya; bir yandan petrolü, doğal gazı, verimli toprakları ve stratejik konumuyla dünyanın en zengin bölgelerinden biri olurken, diğer yandan yıllardır süren çatışmalar nedeniyle milyonlarca insanın gözyaşı döktüğü bir yer haline gelmiştir. Adeta bereket ile felaketin aynı anda yaşadığı bir kader coğrafyasıdır Ortadoğu.
Tarih boyunca büyük güçlerin hedefinde olan bu bölge; ticaret yolları, kutsal şehirleri ve yer altı kaynakları nedeniyle hiçbir zaman yalnız bırakılmamıştır. Çünkü Ortadoğu sadece bir toprak parçası değil, aynı zamanda dünyanın enerji merkezi, inanç merkezi ve jeopolitik kalbidir. Ortadoğuya hüküm süren güç dünyanın üçte birine sahip bir mutlak güce sahiptir. Üç dinin de kutsal sayıldığı mekanların burda olması daha önemli kılmıştır. Soğuk savaşların her deminde sıcak denizlere ulaşmanın daha kolay olduğu koridor olarak nitelendirilir.Bu yüzden burada yaşanan her olay, sadece bölgeyi değil bütün dünyayı etkilemektedir.
Türkiye, Irak, Suriye, Filistin, İsrail, İran ve daha birçok ülke; tarih, din, siyaset ve enerji savaşlarının tam ortasında kalmıştır. Özellikle son yüzyılda yaşanan darbeler, iç savaşlar, terör olayları ve dış müdahaleler bölgenin huzurunu derinden sarsmıştır. Ancak Ortadoğu sadece savaşla anılacak bir coğrafya değildir. Bu topraklar aynı zamanda ilmin, sanatın, medeniyetin ve insanlık tarihinin temel taşlarını da taşımaktadır. İlk şehirler burada kurulmuş, ilk yazılar burada yazılmış, büyük alimler burada yetişmiştir. İnsanlığın ortak hafızası büyük ölçüde bu coğrafyada şekillenmiştir. Ama küresel güçlerin bir türlü rahat bırakmadığı bölge eğitim,bilim ve teknolojik gelişmelerden baya uzak kalmıştır. Bu uzaklık bölgenin gelişmesini engellemiş bir türlü kendine,eski haline gelememiştir.
Bugün Ortadoğu’ya bakıldığında iki farklı yüz görülmektedir: Bir tarafta yıkılmış şehirler, yetim kalan çocuklar, göç etmek zorunda kalan milyonlar…
Diğer tarafta ise köklü medeniyetler, güçlü kültürler, dirençli halklar ve hâlâ tükenmeyen bir umut…Bu umutların gerçeğe dönüşmesi için eğitim,bilim ve teknolojiye ayak uydurmaktan geçmektedir.
Belki de Ortadoğu’nun en büyük gerçeği budur:
Acıya rağmen ayakta kalabilmek…
Çünkü bu coğrafya yüzyıllardır hem savaşın hem de yeniden doğuşun merkezi olmuştur. Her yıkımın ardından yeniden ayağa kalkmayı bilen halklar, Ortadoğu’nun gerçek gücünü oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Ortadoğu; sadece haber bültenlerinde görülen çatışmalardan ibaret değildir. O, insanlık tarihinin kalbi, inançların merkezi ve dünyanın en karmaşık ama en önemli bölgelerinden biridir. Kanın ve gözyaşının eksik olmadığı bu topraklarda, belki de en çok ihtiyaç duyulan şey; adalet, huzur ve insanlığın ortak vicdanıdır.
Bu vicdan ortaya çıktığında, bereketin savaşlardan daha güçlü olduğu bir Ortadoğu yeniden doğabilir.
Ortadoğu bugün yorgun olabilir…
Ama hâlâ içinde büyük bir hayat taşıyor.
Hâlâ umut eden insanlar var.
Hâlâ barış için dua eden yaşlı eller,
hâlâ geleceğe inanmak isteyen genç gözler var.
Ve belki bir gün…
Bu kadim coğrafyada kan değil merhamet akacak.
Gözyaşı değil huzur büyüyecek.
İnsanlar birbirine korkuyla değil kardeşlikle bakacak.
İşte o gün,
Ortadoğu gerçekten kendi bereketini yeniden hatırlayacak…