İnsanlık, 21. yüzyılın en kritik dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bir yandan küresel güçler bir yandan silah tüccarları ve karşı tarafta bunları yok edeceğini düşünen teknoloji baronları… Doğrudur üçüncü dünya savaşına adım adım yaklaşırken dünyanın her tarafından ülke yönetimleri hazırlıklarını sürekli devam etmektedir. Hatta bu zamanda sömürü ülkeleri bile kapitalist rejimlerden kurtulmak için hazırlıklara başlanmış durumundalar. Bir yandan Amerika ve Avrupa ülkeleri karşı tarafta Çin-Rusya-Japonya ve Ortadoğu ekseninde de Türkiye-İran büyük güç ve rekabet içindeler. Amerika ve Avrupa ülkelerine artık hizmet etmek istemeyen halklar bu savaşta ben de varım diyecekler. Kendi ekonomi ve ülkelerinde refaha kavuşmak isteyen bu ülkeler artık yeter diyeceklerdir. Amerika Avrupa bu ülkelerin karşısında ne kadar dayanabilir gerçek niyetleri ne olacak önümüzdeki süreçte netlik kazanacaktır. Değim yerindeyse artık pes edecek ve güç paylaşımını diğer ülkelerle paylaşacaktır gibi olabilir. Yıllardır Ortadoğu, Afrika ve diğer ülkelerde kargaşa çıkaran kapitalist güçlere artık dur demenin zamanı gelmiş bir nesil vardır. Adeta kendi çıkarları ve ticaretleri için dünyanın değişik bölgelerini ateş çemberine çeviren bu güçler kendi ülke vatandaşları tarafından hükümetlerine ağır bir ders verecektir. Çünkü Avrupa ve Amerika eski toplumsal yapı ve zenginliğini kaybetmeye başlıyor başladı. Vatandaşların refah seviyelerinde azalma ve geleceğe yönelik kaygıları olduğu görülmektedir. Özellikle İsrail’i önüne alıp silah ve teknoloji de yardımda bulunarak ilerlemeye çalışmaları artık dost bildikleri ülkeler tarafından da kabul edilemez hale gelmiştir.

Amerika’nın Ortadoğu ve diğer ülkeleri kan gölüne çevirme politikası hep olmuştur. En sevdiği iki kelime Demokrasi ve Diktatörlük. Bu iki kelimeyi yan yana getirip güya ülke vatandaşlarını kurtarıp adalet hak hukuk demokrasi getireceğim diye darbe kargaşa ve savaş çığırtkanlığı yapmaktadır. Bunun karşısında direnemeyen halklar ve yandaş olan kesimler. Suriye, Lübnan, Mısır. Irak, Libya ve diğer ülkeler çaresizlikler içinde yardım bekleyen halklar, çoluk çocuk genç yaşlı demeden yapılan saldırılar. En son Ortadoğu’nun güçlü ülkelerinden İran’a yapılan ve devam eden saldırılar. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, büyük güçler arasındaki rekabet, ekonomik krizler, enerji mücadeleleri ve teknolojik silahlanma yarışı, küresel sistemin giderek daha kırılgan bir hale geldiğini göstermektedir.

Olası bir küresel çatışma sürecinde ilk hissedilecek gelişmelerden biri ekonomik dalgalanmalar olacaktır. Dünya ticaret yollarının zarar görmesi, enerji fiyatlarının yükselmesi, üretim zincirlerinin bozulması ve finans piyasalarındaki belirsizlikler milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyebilir. Abd-İran arasındaki olumsuzluk ve Hürmüz Boğazı büyük sıkıntıya sebebiyet vermektedir. Özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış, birçok ülkede enflasyonun yükselmesine ve yaşam maliyetlerinin ağırlaşmasına neden olabilir.Abd ve İran arasındaki bu tutum Ortadoğu’yu nasıl şekilleneceğini kimin kaybedeceği merak konusu olacaktır. Ama tek gerçek kazananı silah baronları olacaktır. Bir diğer önemli gelişme enerji güvenliği alanında yaşanacaktır. Enerji kaynaklarına sahip bölgeler üzerindeki rekabet daha da sertleşebilir. Devletler enerji bağımsızlığını artırmak için nükleer enerjiye, yenilenebilir kaynaklara ve yerli üretime daha fazla yatırım yapabilir. Enerji hatlarının geçtiği bölgeler ise stratejik önemlerini daha da artırabilir.

Gelecekteki büyük çatışmaların yalnızca askeri cephelerde yaşanmayacağı da açıktır. Siber savaşlar, devletler arasındaki mücadelenin en önemli araçlarından biri haline gelebilir. Elektrik şebekeleri, iletişim ağları, bankacılık sistemleri ve kamu hizmetleri dijital saldırıların hedefi olabilir. Bu nedenle ülkeler yalnızca ordularını değil, dijital altyapılarını da korumak zorunda kalacaktır. Teknolojik silahlanma yarışının hızlanması da beklenen gelişmeler arasındadır. savunma sistemleri, insansız hava araçları, otonom silahlar ve uzay teknolojileri geleceğin güvenlik politikalarını şekillendirecektir. Artık savaşların sonucu sadece asker sayısıyla değil, teknolojik kapasiteyle de belirlenecektir. Küresel göç hareketleri de olası krizlerin önemli sonuçlarından biri olabilir. Savaş, ekonomik çöküş veya iklim kaynaklı sorunlar nedeniyle milyonlarca insan daha güvenli bölgelere yönelmek isteyebilir. Bu durum birçok ülkede sosyal, ekonomik ve siyasi tartışmaları beraberinde getirebilir. Gıda güvenliği konusu da önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olacaktır. Tarım üretimindeki düşüşler, iklim değişikliği, kuraklık ve lojistik sorunlar bazı bölgelerde gıda fiyatlarını yükseltebilir. Bu nedenle birçok devlet tarımsal üretim kapasitesini artırmaya ve stratejik gıda stokları oluşturmaya çalışmaktadır.

Büyük güçlerin konumlarına bakıldığında ise farklı stratejiler görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri küresel liderliğini korumaya çalışırken, Çin ekonomik ve teknolojik gücünü artırarak yeni bir dünya düzeninde daha büyük rol hedeflemektedir. Rusya güvenlik ve nüfuz alanlarını koruma çabası içerisindeyken, Hindistan yükselen ekonomik kapasitesiyle yeni dönemin önemli aktörlerinden biri olmaktadır. Türkiye ise Avrupa, Asya ve Ortadoğu'nun kesişim noktasındaki stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel gelişmelerde etkili bir rol üstlenmeye çalışmaktadır. Özellikle Türkiye’nin son yıllardaki arabulucu rolleri büyük değişimin, büyümenin ve uluslararası arenada artık söz sahibi olduğunun kanıtı olarak nitelendirebiliriz. Nitekim ülkemizin Suriye de Ukrayna ve Rusya savaşlarındaki arabulucu olmasını örnek verebiliriz. Artık Türkiye Cumhuriyeti; ülkemiz de Ortadoğu’yu aşıp dünyada söz sahibi olmuştur. Bunun yanında rehavete kapılıp kendi içişlerimizde de dikkatli olmayız. Ülkemizde yaşayan tüm vatandaşlar dil din ırk ayrımı gözetmeksizin tek çatı altında birlik beraberliği sağlanmalı tek vücut olarak, hak hukuk adalet önünde ayrım yapmadan özgürce yaşamalıyız. Bu birlik ve beraberlik dış güçlere güzel bir ders olacaktır.

3. Dünya Savaşı'nın ne zaman başlayacağını kesin olarak bilmek mümkün değildir. Ancak dünyada yaşanan gelişmeler, yeni bir jeopolitik dönüşüm dönemine girildiğini göstermektedir. Önümüzdeki yıllarda ekonomik rekabet, teknolojik üstünlük mücadelesi, enerji güvenliği, siber savaşlar ve küresel güç dengeleri insanlığın geleceğini belirleyen temel faktörler olacaktır. Bu süreçte ülkelerin ve toplumların göstereceği akılcı tutum, dünyanın çatışmaya mı yoksa iş birliğine mi yöneleceğini belirleyecektir. Çünkü geleceğin kaderi yalnızca devletlerin gücüne değil, insanlığın ortak aklına da bağlıdır.