Bugün yine aynı saatte, aynı sessizlikle anıyoruz hepsini.

Saat 04.17’de yer göğü yırtan o ilk sarsıntıdan bu yana tam üç yıl. Ardından gelen 13.24’teki ikinci darbe. 7.7 ve 7.6. İki devasa yumruk. 11 il, milyonlarca insan, enkaz altında kalan umutlar, karanlıkta kalan sesler. Resmî rakamlara göre 53 binden fazla canımız toprağa düştü. Her biri bir anne, bir baba, bir evlat, bir sevgili, bir komşu. Her biri bir yarım kalmış hikâye.

Bugün yine aynı saatte, aynı sessizlikle anıyoruz hepsini. Adı Zeynep olan üç yaşındaki kızı, enkazda “anne” diye ağlayan oğlanı, son mesajında “korkuyorum ama sizi çok seviyorum” yazan genci, karısını kurtarmak için kendi üzerine yıkılan binayı tutmaya çalışan babayı, nöbetten yeni çıkmış hemşireyi, sobayı yakarken üşüyen elleriyle dua eden yaşlı teyzeyi… Hepsini, ismiyle, yüzüyle, kokusuyla, gülüşüyle anıyoruz. Mekânları cennet, ruhları huzur içinde olsun.

Üç yıl geçti ama bazı acılar zamanla değil, derinliğiyle ölçülüyor.
Bazılarımız hâlâ o soğukta battaniyeye sarılıp bekliyor yardımın gelmesini.
Bazılarımız hâlâ “keşke o gün başka bir odada uyusaydım” diye kendini yiyor.
Bazılarımız hâlâ bir telefon numarası çeviriyor, cevap vermeyecek olsa da.
Bazılarımız ise gülümsemeyi yeniden öğrendiğini sanıyor ama bir anda bir koku, bir ses, bir sokak lambasının titreyişi… ve her şey başa sarıyor.

İnsanlar soruyor: “Geçti mi o acı?”
Hayır, geçmedi.
Sadece şekil değiştirdi.
Bazılarında öfkeye, bazılarında sessiz bir kabullenişe, bazılarında ise yarın için daha inatçı bir yaşama isteğine dönüştü.

Herkesin içinde bir yerlerde sakladığı hikâyeler var.
Kimse anlatmıyor ama biliyoruz.
Birinin cebinde hâlâ o son fotoğrafla çekilmiş selfie duruyor, silmeye kıyamadığı.
Bir diğeri her sabah aynı saatte uyanıyor, çünkü o saatte enkazın altında kalmıştı ve hâlâ “uyanık” olmak zorunda hissediyor.
Bir başkası çocuğunun odasını olduğu gibi bıraktı, kapıyı açmıyor bile.
Bir diğeri ise “artık yeter” deyip taşındı başka şehre, ama kalbi hâlâ orda, yıkıntıların arasında.

Ve yarın ne yapacaklar?
Bazısı beton mikserinin başına geçecek, yanlış yapılmasın diye gözünü dört açacak.
Bazısı çocuğuna deprem çantası hazırlatacak, “bunu sakın unutma” diye tembihleyecek.
Bazısı bir STK’da gönüllü olacak, bir başkasına el uzatmak için.
Bazısı ise sadece yaşamaya devam edecek… ki bu bile başlı başına bir direniş.

Üç yıl geçti.
Hâlâ aynı toprak, aynı gökyüzü, aynı ayaz.
Ama biz hâlâ buradayız.
Unutmadık, unutturmayacağız.
Acımızla, öfkemizle, sevgimizle, inatla… buradayız.

Ve eğer bir gün, bir yerlerde, bir çocuk “6 Şubat neydi?” diye sorarsa,
diyeceğiz ki:

“Bir milletin aynı anda hem kırıldığı, hem sarıldığı gündü.
En kötüyü gördük, en iyiyi de gördük.
Ve hâlâ ayaktayız.”

Başımız sağ olsun.
Yüreğimiz, hep birlikte, biraz daha sağlam olsun.