İran Krizi Neden Türkiye’yi Doğrudan İlgilendiriyor?

İran’da olası bir iç çatışma ya da ABD–İsrail eksenli bir savaş, milyonlarca insanı harekete geçirebilir. Böyle bir senaryo da Türkiye yalnızca bir geçiş ülkesi değil, doğrudan hedef ülke hâline gelebilir. Soru şu: Türkiye bu riske gerçekten hazır mı?

Türkiye göç meselesini artık geçici bir sorun olarak ele alamaz. Çünkü İran’da yaşanabilecek büyük ölçekli bir kriz, bugüne kadar karşılaşılan göç dalgalarından çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. 85 milyonu aşan nüfusu, etnik ve siyasal çeşitliliği ve jeopolitik konumu nedeniyle İran kaynaklı bir göç, bölgesel değil kıtasal bir etki yaratır.
Bu hareketliliğin ilk durağı ise coğrafya gereği Türkiye olacaktır.

560 Kilometrelik Sınır: Güvenlik mi, Göç Hattı mı?

Türkiye–İran sınırı yaklaşık 560 kilometre uzunluğunda. Dağlık, engebeli ve kontrolü zor bir coğrafya. Fiziki güvenlik önlemleri önemli olsa da, kitlesel göçler söz konusu olduğunda tek başına yeterli değildir. Tarih göstermiştir ki, milyonlarca insanın aynı anda hareket ettiği bir tabloda sınırlar yalnızca yavaşlatıcı rol oynar.
Asıl mesele, böyle bir durumda nasıl bir siyasi ve idari refleks gösterileceğidir.

Köşe Yazarı

İran Göçü, Suriye’den Neden Daha Riskli?

Suriye krizinde yaşananlar hâlâ hafızalarda. “Geçici” denilen süreç kalıcı hâle geldi. Toplumsal gerilimler, ekonomik baskılar ve güvenlik tartışmaları derinleşti.
İran’dan gelebilecek bir göç ise çok daha karmaşık olur. Çünkü bu dalga yalnızca sivillerden oluşmaz. Rejim muhalifleri, asker kaçakları, silahlı unsurlar ve farklı istihbarat ağları bu hareketin içine karışabilir. Bu nedenle İran senaryosu, yalnızca insani değil; açık biçimde bir ulusal güvenlik sorunudur.

Türkiye Yine “Tampon Ülke” mi Olacak?

En büyük risklerden biri, Türkiye’nin bir kez daha Batı ile Doğu arasında “tampon ülke” rolüne itilmesidir. Avrupa sınırlarını kapatırken, yükün büyük bölümünün Türkiye’ye bırakılması yeni değildir. Ancak bu kez söz konusu olan sayıların ve risklerin çok daha büyük olmasıdır.
Plansızlık hâlinde bedel; ekonomi, sosyal yapı ve iç siyaset üzerinden tüm topluma yayılır.

Çözüm Ne Olmalı?

Türkiye’nin böyle bir senaryoya karşı refleksif değil, önleyici politikalar üretmesi gerekir. Açık kapı yaklaşımı yerine;
Sınır ötesi kontrol mekanizmaları
Uluslararası yük paylaşımını zorunlu kılan anlaşmalar
Sınırlı, denetimli ve güvenlik taramasına dayalı kabul sistemi
olmazsa olmazdır. Kriz çıktıktan sonra atılacak adımlar, çözüm değil yalnızca hasar kontrolü olur.

Sonuç: Kriz Gelmeden Konuşmak Zorundayız

İran senaryosu uzak bir ihtimal olarak görülmemeli. Ortadoğu’da krizler genellikle “olmaz” denilen anda patlak verir. Devlet aklı ve kamuoyu, bu riski bugünden tartışmak zorundadır.
Aksi hâlde bir sabah uyanırız ve artık planları değil, bedelleri konuşuruz.
Peki sizce Türkiye, İran’dan gelebilecek olası bir kitlesel göçe gerçekten hazır mı?
Yoksa bu konuda da her zamanki gibi krizi yaşadıktan sonra mı önlem almaya çalışacağız?

Köşe Yazarı Nufüs