Zonguldak’ta ekmeklerinin peşinden giden mevsimlik işçilere taş atılması, yalnızca insanlara değil, emeğe ve insanlığa atılmış bir taştır. Gurbet yollarına düşen o insanlar kimsenin düşmanı değil; alın teriyle ekmeğini kazanmaya çalışan emekçilerdir. Ekmek için yola çıkan insan taşlanmaz. İnsanlık taşlanmaz.
İşte tam da buradan sözü Adıyaman’a getirmek istiyorum. Çünkü bu gerçek, Adıyaman açısından daha da anlamlıdır. Adıyaman’da mevsimlik işçilik, hâlâ birçok ailenin geçim mücadelesinin bir parçasıdır. Ben de zamanında mevsimlik çocuk işçi olarak kayısı, fındık, patates ve pamuk tarlalarında çalışmış biri olarak, bu meselenin yalnızca bir toplumsal sorun değil, aynı zamanda hayatın içinden gelen bir gerçek olduğunu biliyorum. Bu nedenle bu konuyu biraz da “Kara Lastik” üzerinden irdelemek istiyorum.
Bazı şehirlerin hikâyesi kitaplarda yazmaz. Bazı şehirlerin hikâyesi; nasırlı ellerde, güneşten kararmış yüzlerde, tarlaya giden traktörlerin arkasında ve sabahın erken saatlerinde yola çıkan insanların ayak izlerinde saklıdır. Adıyaman’ın hikâyesi biraz da kara lastikte saklıdır. Adıyaman’da kara lastik, sadece bir ayakkabı değildir. O; yoksulluğun, alın terinin, mevsimlik işçiliğin ve gurbet yollarının sessiz hikâyesidir. Bir zamanlar yoksulluğun sessiz göstergesiydi. Çocuğun ayağında, babanın ayağında, tarlaya giden işçinin ayağında vardı. Eskirdi ama atılmazdı. Yırtılırdı, tamir edilirdi. Çünkü o kara lastik yalnızca bir ayakkabı değildi. Bir ailenin geçim mücadelesiydi.
Adıyaman’da yıllardır bazı aileler ekmeğini kazanabilmek için mevsimlik işçiliğin peşinden gidiyor. Gün doğmadan yola çıkılıyor. Tarlalarda saatlerce çalışılıyor. Güneşin altında alın teri dökülüyor. Sonra birkaç ay sonra yeniden memlekete dönülüyor. Ve insanın içine yerleşen o ağır soru: “Bu hayat böyle devam edecek mi?” İşte bizim asıl konuşmamız gereken mesele budur. Kara lastiği değil, kara talihi değiştirmek.
Ben Adıyaman’ın çocuklarının kara lastikle tarlaya değil, temiz ayakkabılarla okul yollarına gitmesini istiyorum. Babaların birkaç aylık ekmek parası için kilometrelerce uzağa gitmek zorunda kalmadığı bir Adıyaman istiyorum. Annelerin çocuklarını geride bırakmak zorunda kalmadığı bir hayat istiyorum. Gençlerin “Burada gelecek yok.” diyerek memleketinden ayrılmadığı bir şehir istiyorum. Çiftçinin ürettiğini değerinde sattığı, esnafın kepengini güvenle açtığı, gençlerin iş bulduğu, kadınların emeğinin karşılığını aldığı güçlü ve müreffeh bir Adıyaman istiyorum.
6 Şubat depremiyle birlikte bu hikâye daha da ağırlaştı. Evler yıkıldı, işyerleri kayboldu, hayatlar dağıldı. Birçok insan için depremden sonra en büyük soru hâlâ aynı: “Yarın nasıl geçineceğim?” Oysa Adıyaman’ın kaderi yoksulluk olmamalı. Bu şehir çalışkandır, üretkendir, bereketlidir. Sorun insanımızda değil; emeği refaha, üretimi istihdama, gençliği umuda dönüştürecek güçlü bir anlayışın yeterince ortaya konulamamasındadır.
Siyasetin görevi, çocuğun ayağındaki kara lastiği fark etmektir. O lastiğin neden hâlâ giyildiğini sorgulamaktır. Siyaset sadece seçim zamanı vatandaşın kapısını çalmak değildir. Siyaset, vatandaşın derdini seçimden seçime hatırlamak hiç değildir. Siyaset; çocuğun ayağındaki kara lastiği görebilmektir. O kara lastiğin arkasındaki yoksulluğu anlayabilmektir. Mevsimlik işçinin sırtındaki yükü hissedebilmektir. Gençlerin neden memleketini terk ettiğini sorgulayabilmektir. Ve sonra bütün bunlara karşı somut, gerçekçi ve sürdürülebilir çözümler üretebilmektir.
Artık Adıyaman’ın çocukları mevsimlik işçi yollarında değil, okul yollarında yürümeli. Babalar gurbet kapılarında değil, kendi memleketinde ekmeğini kazanmalı. Gençler Adıyaman’dan kaçmak zorunda değil, Adıyaman’da gelecek kurabilmeli. Çünkü mesele yalnızca kara lastik değildir. Mesele, Kara Talihi değiştirmektir. Ve bunun zamanı artık gelmiştir. Kara lastik geçmişimizin hatırası olsun; Adıyaman’ın geleceği ise aydınlık olsun.





