ŞIRNAK AJANS- Şırnak'ın Silopi ilçesinden Zonguldak'a mevsimlik işçi olarak giden işçilerin içinde bulunduğu araç çevresinde yaşanan olaylara ilişkin görüntüler kamuoyunda tepki çekerken, Şırnak Ajans Yazı İşleri Müdürü Yağmur Cin, yaşananları emek, ayrımcılık ve kamu düzeni açısından değerlendirdi.
İnsanların ekmeklerini kazanabilmek için doğup büyüdükleri topraklardan kilometrelerce uzağa gitmek zorunda kaldığını belirten Cin, mevsimlik işçiliğin birçok insan için bir tercih değil, hayatın zorunlu kıldığı bir mücadele olduğunu ifade etti.
Cin, “İnsan bazen doğduğu topraklardan kilometrelerce uzağa, yalnızca ekmeğini kazanabilmek için gider. Ardında ailesini, evini, alıştığı hayatı bırakır; bilmediği bir şehre, bilmediği insanlara ve çoğu zaman ağır çalışma koşullarına rağmen yola çıkar. Çünkü hayatın yükü vardır, geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi vardır, ödenmesi gereken faturaları, alınması gereken ekmeği vardır” dedi.
“Görüntüler bazı soru işaretlerini beraberinde getiriyor”
Silopi'den Zonguldak'a çalışmaya giden işçilerin bulunduğu araç çevresinde yaşanan olaylara ait görüntülerin olayın bütün ayrıntılarını ortaya koymaya yetmeyeceğini belirten Cin, buna rağmen görüntülerde ortaya çıkan tablonun bazı soru işaretlerini beraberinde getirdiğini söyledi.
Cin, “Görüntülerin tamamı elbette olayın nasıl başladığını ve yaşananların bütün ayrıntılarını ortaya koymaya yetmez. Kim ne söyledi, tartışma nasıl başladı, ilk fiziksel müdahale kimden geldi; bunların tamamının yetkililer tarafından aydınlatılması gerekir. Ancak görüntülerde ortaya çıkan tablo, insanın ister istemez bazı soruları sormasına neden oluyor” ifadelerini kullandı.
“Bir insan, ekmeğini kazanmak için gittiği bir yerde memleketi nedeniyle neden kendisini savunmak zorunda kalsın?” diye soran Cin, olayın arkasında insanların memleketi, kimliği veya aidiyeti üzerinden gelişen bir önyargı bulunması halinde bunun yalnızca bir kavga olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı.
“Burada yüzleşmemiz gereken mesele ırkçılık ve ayrımcılıktır”
Cin, “Eğer yaşananların arkasında gerçekten insanların memleketi, kimliği ya da aidiyeti üzerinden gelişen bir önyargı varsa, burada yalnızca bir kavga ya da anlık bir tartışmadan söz edemeyiz. Burada hepimizin yüzleşmesi gereken çok daha ağır bir mesele vardır: ırkçılık ve ayrımcılık” dedi.
Irkçılığın yalnızca büyük sloganlarla ortaya çıkmadığını dile getiren Cin, ayrımcılığın bazen bir insanı doğduğu şehir üzerinden küçümsemek, aksanıyla, diliyle veya kimliğiyle alay etmek şeklinde ortaya çıkabildiğini ifade etti.
Cin, “Bazen de kalabalığın içinde bir insanı yalnızca nereden geldiği için hedef haline getirmekle büyür” değerlendirmesinde bulundu.
“O insanların her birinin arkasında bir hayat var”
Mevsimlik işçilerin yalnızca bir araç içerisinde bulunan işçiler olarak görülmemesi gerektiğini belirten Cin, her bir işçinin arkasında ailesi, geçim mücadelesi ve geleceğe dair umutları bulunduğunu söyledi.
Cin, “Ekmek parası kazanmak için yola çıkmış insanlar. Çoğunluğu çocuklardan oluşan. Belki günlerce, haftalarca ailelerinden uzakta çalışacak; sabahın erken saatlerinde tarlaya, işe ya da çalışma alanına gidecek, akşam olduğunda yorgun argın kaldıkları yere dönecekler. Kazandıkları para, belki çocuklarının okul masrafı, belki evlerinin kirası, belki de sofralarına götürecekleri birkaç parça ekmek olacak” ifadelerini kullandı.
“Biz dışarıdan baktığımızda yalnızca bir araç ve bir grup işçi görüyoruz. Oysa o insanların her birinin arkasında bir hayat var. Bekleyen bir aile, geçim derdi, çocuklar ve geleceğe dair umutlar var” diyen Cin, insanların kimliklerinin veya memleketlerinin karşılarına bir suçmuş gibi çıkarılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
“Alın terinin memleketi olmaz”
İşçinin emeğinin doğduğu şehre göre değerlendirilemeyeceğini belirten Cin, “Silopili bir işçinin de, Zonguldaklı bir işçinin de, Muşlu ya da Trabzonlu bir işçinin de emeği aynı değerdedir. Çünkü emeğin milliyeti, memleketi, dili ve mezhebi olmaz” dedi.
Cin, “Alın terinin memleketi olmaz. İnsan çalışırken döktüğü terin hangi şehirden aktığını kimse sorgulayamaz. Bir işçinin emeğinin değeri, doğduğu yere göre değişmez” ifadelerini kullandı.
“Devlet vatandaşına ‘Burada güvendesin’ duygusunu verebilmeli”
Yaşanan olayın bir diğer boyutunun ise kamu düzenini sağlamakla görevli güvenlik güçlerinin sorumluluğu olduğunu ifade eden Cin, tek bir görüntü üzerinden olayın bütün aşamalarında jandarma ekiplerinin ne yaptığının bilinmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Buna rağmen görüntülerin müdahalenin yeterliliği konusunda soru işaretleri doğurduğunu belirten Cin, “Çünkü insanların birbirine yöneldiği, gerilimin yükseldiği bir ortamda devletin en temel görevi, vatandaşın can güvenliğini sağlamak ve olayın büyümesini engellemektir” dedi.
Cin, devletin görevinin yalnızca olay çıktıktan sonra orada bulunmak olmadığını belirterek, “Devletin görevi, vatandaşına ‘Burada güvendesin’ duygusunu verebilmektir” ifadelerini kullandı.
“O vatandaşın nereli olduğunun hiçbir önemi yok”
Kamu düzeni açısından vatandaşların hangi şehirden olduğunun önem taşımadığını ifade eden Cin, “O vatandaş Silopili olabilir, Zonguldaklı olabilir, Muşlu olabilir, Trabzonlu olabilir. Bunun hiçbir önemi yoktur. Kamu düzeni açısından önemli olan, oradaki herkesin insan olması ve güvenliğinin korunmasıdır” diye konuştu.
Bugün başka bir şehirden gelen işçiye yönelik ayrımcılığa sessiz kalınması halinde yarın başka bir yerde başka bir insanın kimliği üzerinden yapılan haksızlığa itiraz etmenin zorlaşacağını belirten Cin, adaletin yalnızca kişinin kendisine dokunduğunda savunulacak bir değer olmadığını vurguladı.
“O insan oraya kavga etmeye değil, ekmeğini kazanmaya gitti”
Cin, değerlendirmesinin sonunda, Silopi'den Zonguldak'a çalışmaya giden işçilerin beraberlerinde yalnızca eşyalarını değil, ailelerinin umudunu ve alın terlerini de taşıdığını söyledi.
Cin, “Silopi'den Zonguldak'a çalışmaya giden o işçilerin araçta taşıdığı şey yalnızca eşyaları değildi. Onlarla birlikte evlerine götürmek istedikleri ekmek parası, ailelerinin umudu ve alın terleri de vardı” dedi.
Bir işçiye bakarken öncelikle nereli olduğunun değil, neden orada olduğunun sorulması gerektiğini ifade eden Cin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çünkü o insan oraya kavga etmeye değil, çalışmaya gitti. Kimseye zarar vermeye değil, ekmeğini kazanmaya gitti. Ve hiçbir insan, ekmeğini kazanmak için çıktığı yolda kimliği ya da memleketi nedeniyle hedef olmayı hak etmiyor.
Alın terinin memleketi olmaz.
İnsanın değeri de doğduğu şehirle ölçülmez.
Bunu ne zaman gerçekten anlayabilirsek, işte o zaman aynı ülkede yaşamanın ne demek olduğunu da gerçekten anlamış olacağız.”





