Batmanlı köşe yazarı İlhami Işık, son yazısında toplumda ekonomik sıkıntılarla birlikte büyüyen tefecilik sorununa dikkat çekti. “Tefecilik onursuz bir meslektir” başlıklı yazısında Işık, tefeciliğin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ailevi ve toplumsal sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluğun tefeciliğin yayılmasına zemin hazırladığını ifade eden Işık, borçla başlayan sürecin yüksek faiz, baskı, tehdit ve korkuyla insanların yaşamını kuşatabildiğini söyledi.
“Aileler paramparça oluyor”
Tefeciliğin aile yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Işık, ekonomik sıkıntı nedeniyle tefecilere başvuran insanların zamanla ağır bir borç yükü altında kaldığını belirtti. Bu durumun aile içi huzursuzluklara, güven kaybına ve parçalanmalara neden olabildiğini ifade etti.
Tefeciliğin bazı durumlarda intihar ve şiddet olaylarıyla sonuçlanabildiğini savunan Işık, yaşananların yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Çaresizliği sömürüyor”
Tefeciliği sert ifadelerle eleştiren Işık, tefecilerin ekonomik açıdan zor durumda bulunan insanların çaresizliğini ve umudunu sömürdüğünü belirtti.
Tefecilerin “iş insanı” olarak savunulmasına da tepki gösteren Işık, bu kişilerin risk alan kişiler olarak değil, insanların zor durumundan kazanç sağlayan kişiler olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Ahlaken, vicdanen ve hukuken mücadele edilmeli”
Yazısında tefeciliğe karşı toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çeken Işık, mağdurların yalnız bırakılmaması gerektiğini ifade etti.
Tefeciliğin yalnızca hukuki yaptırımlarla değil, toplumsal farkındalık ve dayanışmayla da mücadele edilmesi gereken bir sorun olduğunu belirten Işık, yoksulluk ve ekonomik adaletsizlik devam ettiği sürece tefeciliğin tamamen ortadan kalkmasının zor olabileceğini kaydetti.
Işık, yazısının sonunda tefeciliği normalleştiren anlayışın terk edilmesi çağrısında bulunarak, “Tefecilik onursuz bir meslektir” vurgusunu yineledi.
İlhami Işık, tefeciliğe karşı mücadelenin yalnızca bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluk olduğunu ifade etti.




