Cizre’de Dicle Nehri Kızıla Büründü
Cizre’de Dicle Nehri Kızıla Büründü
İçeriği Görüntüle

Suskunluğun Kırık Tahtı

Abdulselam GÜLYEN / Şırnak Ajans  Pazar sabahı, radyo yine o tanıdık ezgiyi yaydı odaya: "Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde / Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru..." Güneş, yazdan kalan bir rehavetle süzülüyordu camdan içeri, rüzgar ise komşuların uykusunu bozmamıştı henüz. Bugün pazar... Ve ben, o şarkının dokunuşuyla, seni özlerken kalemi kaptım elime. Ama bu özlem, suskunluğun o yanıltıcı gölgesinde kayboluyor; çünkü susmak, her zaman kılıç değil, bazen bir kalkan – ve o kalkan, kendi vuruşlarımızla delinebiliyor. Sorgulamanın günah addedildiği arenalarda, susmak bir taht kurmak gibi pazarlanıyor: Kenara çekilmeden, sessizce egemen olmak. Yanlış anlayanlar için fırtına, sözün bittiği yerde devrim... Ama durup bakalım: O taht, gerçekten sağlam mı? Yoksa çürük tahtalardan mı örülü? Kaç kez susarak yuttuk haksızlığı, kaç kez sessiz kalarak besledik zulmü? Suskunluk, güçlülerin lüksü olabilir; ama zayıfların tuzağı. İçte fırtına koparken dışarıya meltem göndermek, romantik geliyor kulağa. Peki ya o meltem, kimseyi sarsmıyorsa? Kaç aşk, suskunlukla soldu; kaç toplum, "sessiz çoğunluk" adına battı bataklığa?

Bu dijital çağda, herkes haykırıyor diye susmak bir isyan gibi sunuluyor. Sosyal alanlarda sözler çarpışırken, sen tahtında oturup izle. Ama eleştirel bir gözle: O izlemek, aslında kaçmak mı? Bakışınla ezer geçersin gürültüyü, deniyor; ama ya o bakış, kendi yansımana takılıp kalıyorsa? Ben bu sabah, radyonun eski nağmeleri arasında, özlemimi susarak büyütüyorum. Ama sorguluyorum: Bu suskunluk, seni yakınlaştırıyor mu, yoksa bir duvar mı örüyor aramıza?

Gerçek güç, belki susmak değil; susmayı seçerek konuşmak. Varlığın devrimi başlatır, evet, ama sesin onu tamamlar. Çünkü suskunluk, bazen en acımasız yalan: İç fırtınayı gizleyip, dünyayı kandırmak. Pazarın dinginliğinde, rüzgar uyanırken, ben kalemi bırakmıyorum. Bazı gerçekler, susarak değil, onları parçalayarak ortaya çıkıyor.

Radyo hâlâ eski şarkıları çalıyor. Ben ise sessizliğimi sorguluyorum. Bugün pazar... Ve özlemim, suskunluğun kırık tahtında daha da keskinleşiyor. En keskin kılıç, belki de susmayı reddetmektir – doğru anda, doğru sözle.

**Bir Sınır Kentinden Notlar**

*Abdulselam Gülyen*