Türkiye’nin dört bir yanından gelen Türkiye İnternet Gazetecileri (TİGAD) temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen "11. Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı", Mardin Artuklu Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Dijital medya, medya etiği ve sektörün güncel sorunlarının masaya yatırıldığı programa, Gazeteci Halil Azizoğlu’nun bölgeye dair çarpıcı tespitleri damga vurdu.
Şırnak Ajans imtiyaz sahibi, TİGAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Şırnak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Halil Azizoğlu, “Orta Doğu Coğrafyasında Gazeteci Olmak” başlıklı sunumuyla sahada edindiği 27 yıllık tecrübeyi meslektaşlarıyla paylaştı.

Yapay Sınırların Gölgesinde Bir Çocukluk
Konuşmasına Ortadoğu’nun yapay sınırlarla bölünmüş toplumsal yapısına dikkat çekerek başlayan Azizoğlu, kendi çocukluğundan verdiği örnekle sınırların trajedisini özetledi: "Ben Ortadoğu’yu 1916’da çizilen Sykes-Picot sınırlarında fark ettim. Babam Türkiyeli kalmış, halam bir anda Suriyeli olmuştu. Nusaybin’de mayın tarlasının yanındaki bir okulda okudum. Oynadığımız plastik top sınırı geçerdi; ya vicdanlı bir işçi topumuzu geri atardı ya da mayın tarlasında patlamasını beklerdik. Biz o tarlalarda sadece topumuzu değil, akrabalarımızın cenazelerini de gördük."
"Gazeteci, Gücün Değil Haberin Yanında Olmalı"
Ortadoğu’da dengelerin hızla değiştiğini vurgulayan Azizoğlu, gazetecilere "bağımsızlık" çağrısında bulundu. Ortadoğu’da gazetecilik nasıl olmalı? Ben kesinlikle şunu yapıyorum ve öneririm de: Hiçbir zaman hiçbir gazeteci Ortadoğu’da gazetecilik yaptığında bir militarist gücün veya örgütün basın danışmanlığına dönüşmemesi gerektiğini belirten Azizoğlu, "Ortadoğu’da gazetecilik bir meslek değil, bir felsefedir. Bir gün terörist denilenlerin başka bir gün devlet başkanı olarak karşılandığı bu coğrafyada, gazeteci sadece haberden yana taraf olmalıdır" dedi.

Masa Başı Haberciliğine Şırnak’tan Eleştiri
Uzun yıllardır saha tecrübesiyle gazetecilik yaptığını söyleyen Azizoğlu, "Tam 27 yıldır Şırnak’tayım. Sahada her iki tarafa da; hem eylem yapanlara hem de güvenlik güçlerine her zaman şunu söyledim: 'Ey eylemci kardeşim, senin işin eylem yapmak; polis kardeşim, senin işin onu durdurmak. Benim işim ise sadece sizi çekmek ve olanı aktarmaktır.' Ancak bazen bu haberleri yapıp akşam televizyonun karşısına geçtiğimde, kendi yaşadığım yerden korkar hale geldim. 'Ben gerçekten burada mı yaşıyorum?' diye kendime sordum. Çünkü Batıdaki masa başı editörlerin o görüntüleri kullanarak kurguladığı haberler, gerçeklikten o kadar kopuk ki... Onlar, masa başında çizilen o yapay sınırların içinde burayı sadece bir kan gölü olarak görmek ve göstermek istiyorlar. Oysa ben 27 yıldır Cudi’nin eteklerinde, hikayenin başladığı bu kadim topraklarda normal ve huzurlu bir yaşantı sürdürüyorum. Burası bir kan gölü değil, insanlığın ve bereketin topraklarıdır."
"Ganimetçi Değil, Haberci Olun"
Savaş muhabirliğinin etik sınırlarına da değinen Halil Azizoğlu, gerçek bir gazetecinin savaş sonrası ganimet toplayan veya algı operasyonları yapan bir figür olmaması gerektiğini, görevinin sadece gerçekleri aktarıp geri dönmek olduğunu hatırlatarak konuşmasını sonlandırdı.




