Silopi’de yaşanan ve kardeşimiz Gülüzar’ın vahşice katledilmesi hepimizi derinden sarstı. Bu olay yalnızca bir canın hayattan koparılması değil, aynı zamanda halkımızın örfüne, adetlerine, kültürel değerlerine yönelmiş ağır bir saldırıdır. Bu bıçak sadece bir bedeni değil, hepimizin vicdanını delip geçti.

Toplum olarak öyle bir noktadayız ki; sokaklarımızda, iş yerlerimizde çocuklarımızı ve kadınlarımızı koruyamayacak kadar duyarsız hale geldik. Eğer gözlerimizin önünde bir kadın, ekmeğinin peşindeyken katlediliyorsa ve biz buna sessiz kalıyorsak, toplum olma vasfımızı yitirmişiz demektir.

Şırnak’ta 2025-2026 Eğitim Yılı Karneleri Dağıtıldı, Tatil Başladı
Şırnak’ta 2025-2026 Eğitim Yılı Karneleri Dağıtıldı, Tatil Başladı
İçeriği Görüntüle

Bu cinayet, göçlerle birlikte hızla değişen sosyolojik yapısıyla Silopi’de yaşandı. Bir zamanlar güçlü toplumsal bağlarla örülü olan bu coğrafya, geleneklerinden ve kültürel değerlerinden uzaklaştıkça daha da savrulmakta. Göç sadece mekânsal değil, aynı zamanda kültürel bir çözülme yaratmaktadır. Bu çözülme, güvenin, merhametin, saygının yitimine yol açmaktadır.

Kadının toplumdaki yeri kutsaldır. Gülüzar gibi nice kadın, hayatı omuzlarında taşırken sistemli bir biçimde korunmasız bırakılıyor. Bu cinayet sadece Gülüzar’a değil, tüm kadınlara ve insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Ne yazık ki tepkiler birkaç paylaşımın ötesine geçememiştir. Oysa biz susarak bu düzenin devam etmesine ortak oluyoruz.

Eğer çocuklarımızın yürüdüğü sokaklar, kadınlarımızın çalıştığı iş yerleri güvenli değilse, hâlâ toplum olduğumuzu iddia edebilir miyiz? Eğer geleneklerimiz ve değerlerimiz sadece lafta kalıyorsa, biz neye dönüştük?

Gülüzar’ı yaşatamadık. Ama yaşananları unutmamak ve başka hayatlar sönmesin diye hep birlikte ses yükseltmek elimizde. Şiddetin sıradanlaştığı bu zamanlarda, sustuklarımız kadar değil, konuştuklarımız kadar insan olmalıyız.

Çünkü bu bıçak yalnızca bir kadını değil, hepimizin insanlığını hedef aldı. Eğer birlikte ses çıkarmazsak, bu bıçaklar durmayacak.

Kadına Yönelik Şiddet: Toplumun Aynasında Yansıyan Çürüme

Türkiye'de her geçen yıl kadına yönelik şiddet vakalarının arttığını gösteren sayısız veri var. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun 2024 verilerine göre yalnızca bir yıl içinde 315 kadın öldürüldü. Bu ölümler, çoğu zaman tanıdıkları erkekler — eş, eski eş, baba, erkek kardeş, sevgili — tarafından gerçekleşti.

Her bir cinayet, bireysel bir trajedinin ötesinde, sistematik bir sorunun işaretidir: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği.

Şiddetin bu denli yaygınlaşmasında etkili olan faktörlerden biri, toplumsal yapıdaki dönüşümdür. Göç, kentleşme, ekonomik eşitsizlik, geleneksel bağların çözülmesi ve buna karşın modern değerlerin yeterince içselleştirilememesi gibi etkenler, kadınları daha görünür kıldığı kadar daha da savunmasız bırakmaktadır.

Özellikle sosyolog Ulrich Beck’in ifade ettiği gibi, modern toplumlar “risk toplumları”dır. Bu risklerin başında, kadının kamusal alanda görünürlüğü arttıkça, ataerkil yapıların buna karşı geliştirdiği şiddet tepkisi gelir.

Bu şiddet biçimi sadece fiziksel değil; ekonomik, psikolojik ve sembolik olarak da kadını bastıran bir sistemin parçasıdır. Ve bu sistemin devamı, suskunlukla mümkündür. Biz sustukça bu düzen kendini yeniden üretir.

Gülüzar’ın ardından yazılan bu satırlar, bir isyanın, bir utancın ve bir çağrının belgesidir. Toplum olarak bu cinayetlere karşı sadece yas tutmakla kalmamalı, onları mümkün kılan şartlara karşı da mücadele etmeliyiz.

Saygılarımla,

Erhan Çevik

ü