ŞIRNAK AJANS-Karakeçili’nin Cizre ziyaretlerinde Şeyh Muhammed Said Seyda, Şeyh Muhammed Nurullah Seyda ve Şeyh Halil Serdefî ile yaşadığı anılar, bölgedeki manevi geleneğin derinliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi sınırlarında yer alan Karakeçili bölgesinde yaşayan ve bölgenin köklü ailelerinden biri olan Karakeçililerden Mehmet Ali Karakeçili, geçmişte önemli alimlerle yaşadığı hatıraları paylaştı.
Misafirlerin ağırlandığı ve duvarlarında Şeyh Muhammed Nurullah Seyda’ya ait sözlerin asılı olduğu odada konuşan Karakeçili, unutamadığı anılarını şöyle anlattı:
“Biz Cizre’ye şeyh ziyareti için yola çıktık. Cemaatin tamamı Cuma namazı için Ulu Camii’deydi. Aracı ben sürüyordum. İçinde Hacı Ferit, Hacı Hadi ve Şeyh Efendi de vardı. Başımda şapka vardı. Şeyh Efendi onu aldı ve ‘Gençlik de bitti, ağalık da’ dedi. O günden sonra, Şeyh Efendi söyledi diye bir daha takmadım. Daha sonra gittiğimiz yerde de Şeyh Efendi ‘artık takma’ dedi. Hacı Ferit de gidip Hacı Hadi’ye ‘Sen de dinle hacıyı’ dedi ama Hacı Hadi dinlemedi.”
Karakeçili, daha sonra Şeyh Halil Serdefî ile yaşadığı hatırayı şu sözlerle aktardı “Şeyh Halil’in (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) yanına misafir olarak gittik. Bize ‘Hatimleri biliyor musunuz?’ diye sordu. Biz ‘Evet’ dedik. ‘Ezberlediniz mi?’ diye sordu, ‘Hayır’ dedik. Bunun üzerine ‘Nasıl okuyorsunuz?’ dedi. Biz de ‘Lambayı kapatıp gözlerimizi kapatarak dinliyoruz’ dedik. ‘Siz hile yapıyorsunuz, ezberleyin’ dedi. Sonra yerinden kalktı, köfte vardı. Köfteden bir parça alıp ağzıma koydu ve ‘İnşallah ezberlersin’ dedi.”
Aynı hatıranın benzerini Şeyh Muhammed Nurullah Seyda ile de yaşadığını belirten Karakeçili, sözlerini şöyle sürdürdü “Daha sonra Cizre’de Şeyh Muhammed Nurullah’ın (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) yanına gittik. Onlarda da köfte vardı. Şeyh de köfteden bir parça alıp ağzıma koydu. Ben de ‘Şeyh Halil de böyle yapmıştı’ dedim. O da ‘Şeyh Halil o bereketi buradan götürmüş’ dedi. ‘İnşallah ezberlersin’ diye dua etti. Allah kısmet etti. Normalde o hatimi ezberlemek pek mümkün değildi; hatim çok uzundu ve Arapçaydı. Ancak onların dualarının bereketiyle elhamdülillah ezberledim.”
Bölge halkı tarafından büyük saygı gören Şeyh Muhammed Said Seyda, Şeyh Muhammed Nurullah Seyda ve Şeyh Halil Serdefî, ilimleri, tasavvufi yönleri ve toplum üzerindeki etkileriyle Güneydoğu Anadolu’nun manevi hayatında derin izler bırakan isimler arasında yer alıyor.
Şeyh Muhammed Said Seyda, Cizre’de doğdu. Babası Şeyh Ömer-i Zengânî olup, soyunun Mardin’in Dargeçit ilçesinde bulunan ve günümüzde harabe durumda olan Kureyşa köyünde medfun bulunan Pîr-i Kureyş’e dayandığı ifade edilmektedir. Annesi ise Şeyh Reşid Dirşevî’nin kızı Halime Hanım’dır.
Babası hac dönüşü Cidde’de vefat edince, küçük yaşta babasının talebelerinden Şeyh Hüseyin Basretî’nin himayesinde yetişti.
Kendisine “hocam” anlamına gelen “Seyda” lakabı bu dönemde verildi. İlim ve irşad faaliyetlerini Cizre’de sürdürerek çok sayıda talebe yetiştirdi ve bölgenin önemli tasavvuf önderlerinden biri haline geldi.
Şeyh Muhammed Nurullah Seyda kimdir?
Şeyh Muhammed Nurullah Seyda (1948–1985), Şeyh Muhammed Said Seyda’nın oğlu ve halefidir. Nakşibendî-Hâlidî geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olarak tanınmıştır.
Genç yaşta ilmi ve tasavvufi yönüyle dikkat çeken Nurullah Seyda, 12 Mayıs 1985 tarihinde Mardin’de geçirdiği trafik kazası sonucu 36 yaşında hayatını kaybetmiştir. Kısa ömrüne rağmen bölgede derin izler bırakmıştır.
Şeyh Halil Serdefî kimdir?
Şeyh Halil Serdefî, 1919 yılında Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Bilahşe köyünde doğdu. Aslen Becirman köyündendir ve nesebinin Hz. Peygamber’e ulaştığı kabul edilmektedir.
Babası Seyyid Molla İbrahim, fıkıh ve astronomi alanındaki bilgisiyle tanınan önemli bir âlimdi. İlk eğitimini babasından alan Şeyh Halil, babasının vefatının ardından imamlık yapmaya başladı. Daha sonra Şeyh Muhammed Said Seyda ile tanışarak onun daveti üzerine Cizre’ye gidip ilmini tamamladı ve hem ilmi hem de tasavvufi icazet aldı.
Hayatını ilme, irşada ve toplumda barışı sağlamaya adayan Şeyh Halil Serdefî, bölgedeki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yaparak önemli bir rol üstlendi. 8 Şubat 2002 tarihinde Cuma namazının ardından vefat etti.