Çığlar, doğanın en ani, en amansız ve kaçış şansı tanımayan yüzüdür. Ancak tarih ve veriler bize çok net bir gerçeği fısıldıyor: Bir doğa olayını kitlesel bir felakete dönüştüren asıl etken, sadece karın ağırlığı değil insanoğlunun göz yumduğu ya da büyümesine izin verdiği risklerdir.

Şırnak Ajans Editörü Ömer Ayda, Türkiye tarihinin en ölümcül çığ felaketlerinden birinin yaşandığı Şırnak’ın Görmeç (Bîrove) köyünden yola çıkarak zamana meydan okuyan önemli bir araştırmaya imza attı. Bu çalışma, sadece bir köyün haritadan silindiği o karanlık günü değil kaderi bir helikopter halatıyla değişen gencecik bir öğretmenin yürek burkan mucizesini ve bölgemizi her kış bekleyen sessiz tehdidi mercek altına alıyor.

Şırnak’ta su sıkıntısı yaşayan köyde yüzleri güldüren sonuç
Şırnak’ta su sıkıntısı yaşayan köyde yüzleri güldüren sonuç
İçeriği Görüntüle

Doğum Gününde Gelen Ölüm ve Hayata Tutunan Bir Halat

1 Şubat 1992 sabahı, Gabar Dağı’nın eteklerinden kopan devasa bir kar kütlesi, Şırnak merkeze bağlı Görmeç köyünün üzerine bir kabus gibi çöktü. Bölgede konuşlu Bolu Komando Tugayı’na bağlı askeri birliği ve köy evlerini yutan bu beyaz afet sonucunda, 71’i asker olmak üzere 97 kişi hayatını kaybetti. Söz konusu rakamlar bazı kaynaklarda farklılık göstermektedir. Görmeç Çığ Faciası, Türkiye tarihinin en ölümcül çığ felaketlerinden biri olarak hafızalara kazındı.

Ancak bu büyük trajedinin perdesinin arkasında, kaderin yönünü bir halatla çizdiği mucizevi bir insan hikâyesi gizliydi.

O dönem henüz 19 yaşında olan ve ilk görev yeri olarak Görmeç’e atanan köyün tek öğretmeni Ahmet Özdemir, yarıyıl tatili için memleketine gitmek istiyordu. Ne var ki yollar metrelerce karla kaplıydı ve dış dünyayla bağlantı tamamen kopmuştu.

Felaketten iki gün önce, 30 Ocak günü köye yaklaşan askeri bir helikopter, 4-5 metreye ulaşan kar kalınlığı nedeniyle zemine iniş yapamadı. İşte o an helikopterden sarkıtılan bir halat, genç öğretmenin hayata tutunma çizgisi oldu. Askerlerin yardımıyla havada asılı duran o halata tutunarak helikoptere binen Özdemir, 31 Ocak’ta memleketi Manisa’ya ulaştı.

Takvimler 1 Şubat’ı, yani Ahmet Öğretmen’in doğum gününü gösterdiğinde, o ailesiyle birlikte doğum gününü kutlamaya hazırlanıyordu. Ancak televizyon ekranına düşen acı haberle dünyası başına yıkıldı: Görmeç köyü çığ altında kalmıştı.

Doğum gününde bir halat sayesinde hayatta kalan genç öğretmen, öğrencilerini ve orada görev yapan kahraman askerleri karın altında kaybetmenin derin sarsıntısını yaşadı. O gün yaşadığı şok ve hafızasından silemediği bu sızı, Şırnak’ın ortak hafızasında da derin bir iz bıraktı.

Bir Köyün Ortak Hafızası ve Küresel Felaketlerin Kara Bilançosu

Ahmet Özdemir, terör örgütü tarafından okulu yakıldığı için bir evin odasında sabah, öğle ve akşam olmak üzere üçlü eğitimle çocuklara Türkçe öğretmeye çalışıyordu. Birlikte çobanlık yaptığı, tarlalarını sürdüğü, adlarını tek tek bildiği sınıfındaki çocukların büyük kısmı o gün çığ altında can verdi.

çığ kştap

Özdemir, yıllar sonra kaleme aldığı “Çığ-Görmeç’in Beyaz Örtüsü” adlı kitabında yaşadığı derin hüznü şu sözlerle özetleyecekti:
“Öğretmen sadece okulun değil çevresinin öğretmenidir.”
Görmeç olayı; bir çığın yalnızca yolları kapatan doğal bir olay olmadığını, gerekli önlemler alınmadığında bir toplumun geleceğini nasıl yok edebileceğini gösteren en somut ve en acı örneklerden biridir.
Şırnak Ajans Araştırma Masası’nın incelediği küresel ve yerel tarihsel kayıtlar, çığ felaketlerinin sınır tanımadığını, ancak benzer yapısal ihmallerden beslendiğini açıkça ortaya koyuyor:

- 2020 Van Bahçesaray Çığları: 42 kişinin hayatını kaybettiği bu trajedi, “ikincil çığ” riskini acı bir dersle ortaya koydu. İlk çığın ardından alan güvenliği sağlanmadan bölgeye giren arama-kurtarma ekiplerinin ikinci çığın altında kalması, kriz yönetimindeki ciddi açıkları gözler önüne serdi.

- 2004 Bitlis-Tatvan Çığı: Yoğun kar yağışı sonrası peş peşe gelen çığlar yerleşim hatlarını vurdu ve 10’dan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.

- 1970 Peru-Yungay Çığı: Büyük bir depremin tetiklediği kar ve kaya kütlesi, Yungay kentini tamamen yuttu ve yaklaşık 20.000 kişi hayatını kaybetti.

- 1916 Alpler Çığ Felaketi (Avusturya-İtalya): I. Dünya Savaşı sırasında dağlık cephelerde yaklaşık 10.000 asker, düşman kurşunuyla değil, çığ altında kalarak hayatını kaybetti.

Araştırmacı gazetecilik perspektifiyle bu felaketleri yan yana getirdiğimizde resim oldukça nettir: Çığ riski yüksek alanlara yerleşim izni verilmesi, ulaşım hatlarının çığ koridorlarından geçirilmesi, yamaçlardaki ormanların tahrip edilmesi ve erken uyarı sistemlerinin eksikliği, doğal olayları felakete dönüştüren ortak insan hatalarıdır.

Şırnak İçin Dersler ve Unutulmaması Gereken Saha Uyarısı

Şırnak; başta Van, Bitlis, Hakkâri, Muş ve Erzurum olmak üzere Türkiye’nin çığ riski yüksek coğrafyaları arasında yer almaktadır. Dik yamaçlar, yüksek rakım ve vadilere kurulan yerleşim yerleri, bölgemizdeki birçok köyü ve kritik ulaşım hattını her kış doğrudan risk altında bırakmaya devam ediyor.

Günümüzde bu tehdit, küresel iklim krizi nedeniyle daha da öngörülemez bir boyut kazanıyor. Değişen kış rejimleri, ani sıcaklık dalgalanmaları ve donma-çözülme döngülerindeki değişimler, kar tabakasının stabilitesini etkileyerek çığ tetiklenme riskini artırabiliyor.

Dolayısıyla modern afet yönetimi, yalnızca yoğun kar yağışını değil, iklim değişikliğinin dağlık alanlardaki etkilerini de hesaba katmak zorundadır.

Alınması Gereken Acil Önlemler

-Şırnak genelindeki çığ risk haritaları, iklim krizi senaryoları da dikkate alınarak hızla güncellenmelidir.
- Köy ve mezra yolları; gerekli noktalarda çığ tünelleri (galeriler) ve kar siperlikleriyle daha güvenli hâle getirilmelidir.
- Riskli yamaçlar uygun mühendislik yöntemleriyle mekanik bariyerlerle desteklenmeli, uygun alanlar ise hızla ağaçlandırılmalıdır.
- Afet öncesi risk azaltımı kapsamında, uygun ve güvenli bölgelerde aktif çığ kontrolü (yapay tetikleme) sistemleri değerlendirilmelidir.
- Teknolojik erken uyarı sistemleri kurulmalı ve mevcut sistemler güçlendirilmelidir.

Görmeç’in beyaz örtüsü altında yatan çığlığı duymak ve yeni acıların önüne geçmek, bu topraklara karşı hepimizin ortak sorumluluğudur.

Ahmet Öğretmen hayata tutunmuştu ama ruhu Görmeç’te, o karın altında kalmıştı. Yaşadığı bu derin travmayı, yitip giden çocukların adlarını ve o gecenin askerî hikâyesini unutmamak ve unutturmamak için adeta kutsal bir göreve soyundu.

Tam dört yıl boyunca iğneyle kuyu kazar gibi çalıştı. Askerî arşivleri taradı, tanıklıklara ulaştı, köyün sosyal röntgenini çekti ve bu sarsıcı hafıza mücadelesini “Çığ - Görmeç’in Beyaz Örtüsü” adıyla kitaplaştırdı.

Muhabir: Ömer Ayda