ŞIRNAK AJANS -Mardin’in Samur köyünden Seyid Halil’in oğlu olduğunu belirten Hacı Abdulaziz Coşkun, ağır kıtlık yıllarında Girhasin köyünde yaşadıklarını anlattı.
Çocukluk anılarını paylaşan Coşkun, arpa ekmeğine ebegümeci katıldığı dönemden, köyün sonradan yıkılmasına, Arapça ezan ve Kur’an okumaya ilişkin yaşanan kısıtlamalardan babasının kıyafeti nedeniyle askerlerle yaşadığı olaya kadar birçok anısını aktardı.
Hacı Abdulaziz Coşkun, konuşmasına kendisini tanıtarak başladı. Samur köyünden olduğunu ve Seyid Halil’in oğlu olduğunu belirten Coşkun, ağır kıtlık döneminde Girhasin köyünde bulunduklarını söyledi.
Kıtlık yıllarında halkın arpa ekmeği yaptığını anlatan Coşkun, ekmeğin birbirini tutması için içerisine ebegümeci konulduğunu ifade etti.

O dönemlerde hudut bulunmadığını ve sınırların taşlarla işaretlendiğini belirten Coşkun, belirgin olması için taşların kireçle işaretlendiğini, daha sonra bölgeye mayın döşendiğini söyledi. Girhasin köyünün sonradan yıkıldığını aktaran Coşkun, köyün Hacı Avdé Kermo’ların köyü olduğunu dile getirdi.
Çocukluk yıllarını anlatan Coşkun, o dönem oğlaklara baktığını, araba bulunmadığını ve evrakların süvariler tarafından dağıtıldığını söyledi. Coşkun, köyde görev yapan bir jandarmayı da “zalim bir jandarma” olarak nitelendirdi.
“Arapça ezan, Kur’an okumak, sarık ve takke yasaktı”
Oğlaklarını otlatmaktan döndüğü sırada caminin önünde Mela Habib’i gördüğünü anlatan Coşkun, Mela Habib’in Dalin şeyhlerinden olduğunu ve köyde imamlık yaptığını söyledi. Mela Habib’in fakirlik nedeniyle imamlık yaptığını belirten Coşkun, o döneme ilişkin olarak Arapça ezanın, Kur’an okumanın, beyaz elbise giymenin, sarık ve takke takmanın yasak olduğunu anlattı.
İmamın Türkçe bilmediğini ve Arapça ezan okuduğunu belirten Coşkun, oğlaklarının caminin önünden geçtiği sırada Mela Habib’in ezan okuduğunu söyledi.

Coşkun, yaşadığı olayı şu sözlerle anlattı:
“Dedim ‘Mela dayı.’ Ezanı yarım bıraktı. ‘Ne oldu yeğenim?’ dedi. Ben dedim ‘Muharrem geliyor.’ Muharrem de çok zalimdi, biz çocuk idik yine de korkuyorduk. İmam arkamdan geliyordu, ‘Yeğenim, sence duydu mu beni?’ ‘Evet’ dedim, ‘Sesini duydu.’ İmam yine geliyordu, ‘Yeğenim, beni duydu mu?’”
Coşkun, Arapça ezanın yanı sıra beyaz elbise, sarık ve takkenin de yasak olduğunu, Kur’an okunmasına izin verilmediğini söyledi.
Zeynelabidin Camisi'ndeki ezanı anlattı
Bazen babasıyla şehre gittiğini de anlatan Coşkun, Zeynelabidin Camisi’nde müftünün ezan okuduğunu söyledi. Çocukluk yıllından aklında kalan ezan sözlerini ise “Tanrı uludur, Tanrı’dan başka Tanrı yok” şeklinde aktardı.
“Elbisemi yırtarsanız çıplak kalırım”
Babasıyla şehre gittikleri başka bir günü de anlatan Coşkun, Bağdat Köprüsü’nden geçtiklerini, Nusaybin girişinin o tarafta bulunduğunu ve köprünün başında karakol olduğunu söyledi.
Coşkun, askerlerin babasının önünü kestiğini ve üzerindeki Kurmanci kıyafeti nedeniyle elbiselerini yırtacaklarını söylediklerini aktardı. Muşlu bir askerin kendilerine bunun İsmet Paşa’nın emri olduğunu ve söz konusu kıyafetin yasak olduğunu söylediğini belirten Coşkun, babasının ise kıyafetinin yırtılması halinde çıplak kalacağını söylediğini anlattı.
Coşkun, babası ile askerler arasında geçen konuşmayı şöyle aktardı:
“Babam itiraz etti, ‘Elbisemi yırtarsanız çıplak kalırım.’ ‘Olsun’ dediler, ‘Yasaktır.’ Babam dedi, ‘Bırak çarşıya gideyim.’ Dediler, ‘Döndüğünde bu elbise olmasın.’”
“Kardeşim endişe etme, senin işini hallederim”
Hacı Avde’nin eşi Zekya’nın dindar olduğunu ve namazını kıldığını anlatan Coşkun, babasının yaşananları Zekya’ya aktardığını söyledi.
Coşkun, babasının Bağdat Köprüsü’nde elbisesinin yırtılmak istendiğini ve söz konusu kıyafetlerin İsmet Paşa tarafından yasaklandığının söylendiğini aktardığını belirtti. Zekya’nın ise kendisine yardımcı olacağını söylediğini ifade etti.
Zekya’nın bir kumaş getirdiğini, paçaları geniş ve belinde iki ip bulunan yeni bir kıyafet hazırladığını anlatan Coşkun, Zekya’nın babasına “Tamamdır, artık gidebilirsin” dediğini söyledi.
“İsmet ve babası ölse de iki ip bağlamam”
Coşkun, hazırlanan kıyafetle yola devam ettiklerini, o sırada çocuk oldukları için yaşananların tamamını anlamadıklarını söyledi.
Demir yoluna vardıklarında babasının geride kaldığını belirten Coşkun, dönüp baktığında babasının üzerindeki kıyafeti çıkardığını gördüğünü söyledi.
Coşkun, babasının o sırada söylediğini aktardığı sözlerle anlatımını şöyle tamamladı:
“İsmet ve babası ölse de iki ip bağlamam.”
Hacı Abdulaziz Coşkun, çocukluk yıllarına ilişkin anlattığı bu anılarla, kıtlık döneminde yaşanan yokluğu, Girhasin köyündeki yaşamı ve o yıllarda karşılaştığı olayları kendi tanıklığı üzerinden aktardı.
Next





