YOKSA GERÇEK UZAYLILAR İNSANLAR MI?

İnsanlık, tarih boyunca gökyüzüne bakmış ve kendine aynı soruyu sormuştur. ”Evrenin içinde yalnız mıyız?” İnsan dünya üzerindeki diğer canlılardan oldukça farklıdır; düşünebilir, hayal kurabilir, üretebilir gibi farklı örnekler verebiliriz. Ama en önemlisi kim olduğunu, nerden geldiğini bilmeyen bir varlık olarak ta hep peşinden koştuğu ve cevabını şimdiye kadar bulamadığı bir canlı olma özelliği de bulunmaktadır. Bilimsel olarak evrende üzerinde yaşam olduğu tek gök cismi DÜNYA’ dır. İnsanların yaşadığı, bitki, hayvan ve ismini dahi bilmediğimiz çok çeşitli bir ekosistem bulunmaktadır. Teknolojinin geliştiği günümüzde başka yerlerde yaşam olup olmadığı hala kanıtlanmış değildir. Şuan yaşadığımız dünya dediğimiz alanda insanlara benzeyen canlı türleri var mıdır, kimlerdir, nerde yaşıyorlar bilimin peşinden gittiği ve bulamadığı birkaç sorudan bir tanesidir. Hz. Adem ilk insan ve ilk peygamber olarak hafızalarımızda yer almaktadır. Peki ilk insan Hz. Ademden önce yaşam var mıydı kimler yaşıyordu kökenleri nerden geliyordu. Evet sadece var olduğunu düşünüyoruz ama bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Yeter ki bu bilimsel sorulara cevap bulayım diye dünya güçleri ekonomilerinin çoğunu teknolojiye ayırmaktadır. Ama maalesef cevap bulamıyorlar. Belki de oradaki canlılar izin vermiyorlardır. Uzay ve yaşam ile ilgili soru ve araştırmalar hep devam edecektir.

Sümer, Mısır, Maya ve Antik Hint medeniyetlerinde “göksel öğreticiler”, “ışıklı varlıklar” ve “gökten inen bilgeler” gibi figürlerin bulunması dikkat çekicidir. Bu anlatılar tarihsel açıdan mitolojik kabul edilse de, bazı araştırmacılar bunların insanlığın kolektif hafızasında yer etmiş sembolik kayıtlar olabileceğini öne sürmektedir. Özellikle antik astronomi bilgisi, piramitlerin geometrik yapıları ve bazı uygarlıkların ileri matematiksel hesaplamaları bu tartışmaları sürekli canlı tutmaktadır.

Felsefi açıdan ise insanın dünyaya karşı hissettiği yabancılaşma önemli bir tartışma konusudur. İnsan, doğanın içinde yaşamasına rağmen çoğu zaman kendisini doğadan ayrı görmektedir. Sürekli yeni sınırlar aşmak istemesi, başka gezegenlere ulaşma arzusu ve bilinmeyene duyduğu güçlü çekim, bazı düşünürlere göre insanın “kozmik aidiyet arayışı” içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda insan, yalnızca biyolojik bir canlı değil; aynı zamanda evrenin kendisini anlamaya çalışan bilinçli bir yansımasıdır.

Astrofizik alanındaki gelişmeler ise bu tartışmalara farklı bir boyut kazandırmaktadır. Günümüzde milyarlarca galaksinin var olduğu bilinmekte ve yaşanabilir gezegenlerin sayısının tahmin edilenden çok daha fazla olduğu düşünülmektedir. Bu durum, evrende başka akıllı yaşam formlarının bulunma ihtimalini güçlendirmektedir. Dolayısıyla insanın evrende tek akıllı tür olduğu düşüncesi bilimsel açıdan giderek daha tartışmalı hâle gelmektedir.

Bununla birlikte bilimsel gerçeklik açısından bakıldığında insanın dünya dışı kökene sahip olduğunu kanıtlayan somut bir veri henüz bulunmamaktadır. İnsanlığın “uzaylı” olduğu düşüncesi bugün için daha çok felsefi, kültürel ve spekülatif bir tartışma alanı olarak değerlendirilmektedir. Ancak kesin olan bir gerçek vardır: İnsan, yalnızca Dünya’nın değil, aynı zamanda yıldızların ürünüdür. Çünkü insan bedenini oluşturan elementler milyarlarca yıl önce yıldızların çekirdeklerinde meydana gelmiştir. Dünya dışında başka yaşam olduğu düşüncesi neticesinde o zaman dünyada yaşayan insanlar yani bizler onlara göre uzaylı olabilir mi? düşüncesi tartışma konusu olabilir.

Dünyanın değişik ülkelerinde uzayda farklı cisimler görülmektedir. Astronotlar uzay bilimciler dünya dışında yeni yaşam yerlerin ve canlıların olabileceğini söylerler. Ama daha derine gidip araştırma yapamıyorlar. Belki de teknoloji ve bilim eski zamanlara göre daha gelişmemiştir. Afrika, Lübnan, Türkiye, Kanada, Suriye, Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerde yapılan kazılarda ve bulunan tarihi eserlere bakıldığında insanların yapamayacağı bulgular bulunmuştur. Bu demek oluyor ki o zamanlardaki teknoloji günümüz teknolojisinden daha gelişmiş ve farklı düşüncelerin olduğu anlamına gelmektedir. Bazı çok az bilinen araştırmalara göre insanlar başka gezegenlerden ya da yaşam alanlarından dünyaya göç etmiştir. Bu durum insana benzeyen diğer varlıklar insanların geldikleri yerlerde hala yaşamlarını sürdürüyorlar anlamını taşıyabilir. Acaba oralarda yaşayan canlılar da uzaylıları ve yaşam alanlarını araştırıyorlar mı yoksa şuan dünyada yaşayan insanları uzaylı mı olarak düşünüyorlar. Bu tür sorular yaşam boyunca merak konusu olup, İnsanoğlunun araştırmaları hep olmuş ve devam edecektir. Bakalım modern dünya teknolojiyi daha da geliştirerek bu sorulara cevap bulabilecek mi? Yoksa bu soruların cevaplarını bulmak için belki de zaman yetmeyecek geldiğimiz yere tekrar göç mü edeceğiz? Belki de mesele insanın gerçekten uzaylı olup olmaması değildir. Asıl mesele, insanın neden sürekli gökyüzüne bakıp kendini aradığıdır. Çünkü insan yalnızca Dünya’da yaşayan bir canlı değil; düşünen, sorgulayan ve evrenin anlamını çözmeye çalışan kozmik bir yolcudur.

Kim bilir… Belki bir gün insanlık başka gezegenlerde yaşam bulacak. Ve o gün geldiğinde en büyük şaşkınlık, karşılaştığımız varlıkların bize sandığımızdan daha çok benzemesi ve onlarla belki akraba olup bizleri tanımaları olacaktır.

VE yaklaşık 6 ay uzayda kalan bir astronotun o muhteşem ve düşündürücü sözü

“BİR YALANIN İÇİNDE YAŞIYORUZ”