Umudu Israrla Savunmak

Sersala We Pîroz Be!

Yeni bir yıla girerken takvimler değişiyor ama hayatın soruları pek de hafiflemiyor. Zaman, neredeyse her yıl bizi biraz daha ağır sınavların karşısına çıkarıyor. Yine de tam da bu yüzden, umudu yitirmemek başlı başına bir direniş biçimi olarak karşımızda duruyor. Güzel yarınların mümkün olduğuna inanmak, belki de elimizde kalan en güçlü tutamak.

Geride bıraktığımız yıl, benim için hem yoğun hem de öğretici bir yolculuktu. Kimi zaman eksikliklerimizin içine düştük, kimi zaman yaralarımızla yüzleştik. Ama her yüzleşme, doğru okunabildiğinde bir öğrenme alanı açıyor. Bu yıl, özellikle örgütlü toplum fikri ve kadın özgürlük mücadelesi üzerine daha fazla düşünerek, daha fazla sorumluluk alarak geçti. Çünkü biliyoruz ki bireysel çabalar anlamlıdır ama kalıcı değişim, ancak kolektif bir iradeyle mümkündür.

Toplumsal hafızayı canlı tutmak da bu mücadelenin ayrılmaz bir parçası. Unutmak, yalnızca bireysel bir zayıflık değil; aynı zamanda egemen düzenin en çok beslendiği alanlardan biri. Hatırlamak ise direnmenin en sessiz ama en güçlü yollarından. Yaşananları, kaybettiklerimizi, kazandıklarımızı ve hâlâ yarım kalan sözlerimizi hatırlamak… Kolektif belleğimizi diri tutmadan geleceği inşa etmemiz mümkün değil.

Yeni yıla dair dileğim çok büyük laflar içermiyor aslında. 2026’nın; üretimin çoğaldığı, kendimizi yeniden doğurabildiğimiz, huzurun ve dayanışmanın hayatın merkezine yerleştiği bir yıl olmasını diliyorum. Birbirimizi unutmadan, yalnızlaştırılmadan, yan yana durmanın gücünü yeniden keşfederek…

Güzel zamanları birlikte hatırlayacağımız, umudu diri tutan günlere yürümek dileğiyle.

Sersala We Pîroz Be!