Silopi Ovası’nın Sessiz Çığlığı.. Halil AZİZOĞLU

Halil AZİZOĞLU / Şırnak Ajans  Yanlış hatırlamıyorsam 2017 yılında Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Silopi Ovası “Tarımsal Sit Alanı” ilan edildiğinde, hepimiz büyük bir sevinç yaşamıştık. Doğayı sevenler, toprağına bağlı memleket sevdalıları olarak, bu kararın bölgenin geleceği adına bir milat olacağını düşündük. Çünkü “tarımsal sit” demek; artık o topraklarda tarım dışında tek bir çivi bile çakılamayacak, beton yerine bereket yükselecek demekti. Ne yazık ki sevincimiz kursağımızda kaldı. Bugün dönüp baktığımızda, “tarım dışına kapalı” denilen bu değerli ovanın her santimetresine farklı amaçlarla el atıldığını görüyoruz. Oysa tarımsal sit alanı statüsünün amacı çok açıktı; Yapılaşmanın önüne geçmek, mevcut yerleşimleri korumak, yeni yerleşimleri ise sadece belirlenen bölgelerle sınırlı tutmak. Kağıt üzerinde çok güzel görünen bu karar, sahada maalesef işlemiyor. Peki neden? Denetim nerede? Kimin görevi bu? Silopi Ovası gibi verimli topraklar sadece bugünün değil, yarının da garantisi olmalıydı. Ancak işin içine para girince, “para para para” hırsı uğruna tarımın geleceği hiçe sayılıyor. Para uğruna, güç hırsı uğruna yok ettiğimiz ya da yok edilmesine göz yumduğumuz ormanlardan sonra, gelin Silopi Ovası’nı da aynı akıbete sürüklemeyelim efendiler. Unutmayalım ki bu topraklar bize ait değildir; atalarımızdan miras, evlatlarımıza da emanet edilmek üzere bize teslim edilmiştir. Bugün sahip çıkmazsak, yarın çocuklarımızın hatıralarında yeşeren bir ağaç, gölgesinde dinlenecekleri bir toprak parçası dahi kalmayacaktır. Bize yaşatılan yapay pandemiden hiç mi ders almadık? Emin olun, yarın yeniden yaratılacak yapay pandemilerde o paralarınız, makamlarınız, servetleriniz sizi kurtarmayacak. Tek gerçek kurtuluş, hep birlikte hoyratça yok ettiğimiz ve etmeye devam ettiğimiz DOĞAya yeniden sahip çıkmakla mümkün olacaktır. Oysa çözüm belli. Eğer gerçekten ovayı korumak istiyorsak, yeni yerleşim ihtiyacını Cudi Dağı’na doğru kademeli şekilde yönlendirebiliriz. Ama elbette bu da “imar rantçılarının iştahına” terk edilmeden, sıkı denetimlerle, doğaya zarar vermeden yapılmalı. Bir başka sorun ise arazilerin yatırım aracı haline gelmesi. Tarım arazilerinin alınıp satılarak spekülasyon konusu yapılmasının önüne geçilmedikçe, bu topraklardan bereket değil beton çıkar. Tarım için ayrılan araziler, zorunlu olarak tarımsal üretimde kullanılmalı. Bugün Türkiye genelinde 141 bölge “Büyük Ova Koruma Alanı” kapsamında. Yani kâğıt üzerinde bu bölgelerde tarım dışı faaliyetlere izin verilmeyecek. Güzel bir karar, ama kâğıt üzerinde kalırsa hiçbir anlamı yok. Silopi Ovası’nın sessiz çığlığını duymamız gerekiyor. Çünkü bu topraklar sadece bu neslin değil, gelecek nesillerin de emaneti. Eğer denetim yapılmazsa, sadece Silopi Ovası değil, bereketin sembolü olan tüm büyük ovalar elimizden kayıp gidecek. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığı’nı, yerel yönetimleri ve ilgili tüm kurumları göreve davet ediyorum. Gelin, Silopi Ovası’nı ve tüm büyük ovaları koruyalım. Çünkü kaybedilen her karış toprak, sadece bugünün değil, çocuklarımızın geleceğinden çalınmış bir nimettir. Unutmayalım azizim; Beton doyurmaz, toprak doyurur. Halil Azizoğlu / Şırnak Ajans