Okurlara teşekkür ederim. Beşinci hikâyemizde Abraham peygamberin Urfa’da geçen efsanesinden bahsetmiştik. Urfa civarında gelişen bu olaylar yaşanırken, dünyanın başka bölgelerinde benzer olaylarla insanlık daha korkunç olayların kurbanı oluyordu.
Abraham bir Tanrı kralın emri ile Urfa’dan tecrit edilmesiyle bir tanrı kraldan kurtulur kendini bir başka bir Tanrı kralın kucağında buldu. Karşılaştığı tanrı kral Abraham’ın karısı Saraya gönlü düştü. Tanrı kral bu kadının nesi olduğunu sorduğunda Abraham babamın kızı cevabını verdi. Tanrı kral merhamete geldi ve Saranın Abraham’ın karısı olduğunu öğrenince Sara’ya sahiplenmekten vazgeçti. Abraham’ın karşılaştığı tanrı kral, gücü ve geleceğini tarihe mal etmek için, kullarına gücü hatırlatmak için devasa yapılar inşa etti. Küçük insanlar bu devasa yapılar karşısında ezildiler. Günümüzün özgür insanı bile bu gün bu yapıları görünce küçük dillerini yutuyor. Binlerce köle bu eserlerin kurbanı oldu. Dünyanın her köşesinde kölelik meta idi. Köleler köleliği içselleştirmişti. Köleler, tanrının kendilerine bazıları sahip çıksın diye yarattığına, bazılarını da köle olarak yarattığına inanıyorlardı. Köleliğe karşı mücadele veren aktiviste soruldu; “mücadelede karşılaştığın en zorlu an nedir diye sorulunca, aktivist, en zor olan, köleye köle olduğunu anlatmakta çektiğim zorluktu” demişti. Mısırda Yahudi kölelerde de, Babil’deki Yahudi köleler gibi köleliği içselleştirmişti. Onlarda bir gün köleliğin sonlanacağı günü bekliyordu. Mısırdaki köleler Musa’nın dört yüz yıl sonra imdadına gelinceye kadar köleliği beklerken, Babildeki kölelerin yüz yıllar sonra Medlerin imdatlarına eriştiği güne kadar beklediler.
Mısırda bu vahşet yaşanırken coğrafyanın bir başka köşesinde, kralların tanrılarına boyun eğmeyen düşünürler, kralların emrindeki mahkemelerde ballandırılan zehirle cezalandırılarak ölüme gönderiliyordu. Bu vahşete konu olan kişi günümüzden iki bin beş yüz yıl önce Yunanistan’da, bugün bile deha fikirlerine başvurulan filozof Sokrates idi. Bu ülkede krallar gücünü Yunan tanrılarından alırdı. Kralları temsili bir demokrasi ile ülkenin en zenginleri tarafından seçilirken, fakirler, köleler ve kadınlar bu haktan mahrumdu. Yanı Yunanistan’da zenginlerin demokrasisi vardı. Fikrine başvurulmayanların tek görevi görevi tanrı ve krallara hizmet etmekti. Orada da kralların, kraliçelerin devasa anıtlarını köleler inşa ediyordu. Büyük tanrı Zeus’un devasa heykellerini, kızı Athena muhteşem heykelini. Yunanlılar Athena’yı zekânın, sanatın, ilhamın ve barışın tanrıçası kabul ediyordu.
Dünyanın bir başka köşesinde ilk defa “dünya yuvarlaktır, dünya güneşin etrafında dönüyor” dediği için Allah’ın temsilcileri tarafından düşünür Galileo ölünceye kadar ev hapsi ile cezalandırıldı. Ev hapsi o günden miras kaldı. Başka bir uzak diyarda ise, halkını saldırılardan korumak için ülke sınırlarını binlerce kilometre uzunluğunda, uzaydan bakıldığında bile fark edilen devasa surlarla korumaya almaya çalışırken, yine de saldırganlar o devasa surları geçerek adamların bostanlarına dalıp domates ve biberlerini çalmaya devam etti!
Başka bir köşede de ise Babil kralı Nabukadnedar, Med kralı Siyakseras’ın kızı Amitis ile evlendi. Amitis, Med diyarının güzelliklerine hasret kalmasın diye elindeki Yahudi kölelerin binlercesinin ölümüne mal olan ve dillere destan, efsane asma bahçelerini inşa eti. Kölelik devam ediyordu. Köle Spartaküs’ün köleliğe karşı direnişi günümüze ışık tutuyor.
Dünyanın her köşesinde kölelik devam ederken kırk iki bin yıl önce Palani ve Harun mağarasında yyaşayan klanların evlatları gelişmelerden uzak durmadı. Komagene kralı Antikos, seleflerinden feyiz alarak coğrafyaya hakim iki bin yüz metre yükseklikteki Beli dağı üstünde kendi adına bir anıt mezar inşa etti. Bu yapay dağının üstüne elli metre yüksekliğinde taşlardan bir tepecik inşa ederek, mezarını bu taş tepenin altına yerleştirdi. Tepeciğin doğu ve batı yakasına tanrı ve kralların heykellerini büyüklüklerine göre sıralı bir kaide üzerine yerleşirdi. Bugün dünya mirası listesinde yer alan bu muhteşem Heykelleri yapanlara Antikos “hevalên mın - arkadaşlarım” adını verdi. Onlar Antîkosun en îyî dostlarıydı. Bir yyedikleri içtikleri ayrı giderdi. Antikos Horik köyünde getirdiği peynir, karpuzları ve sac ekmeğini yer sofra kurarak beraber yerdi.
Hikayemiz devam edecek.