Bir savaş başladığında sadece askerler cephenin ortasında değildir. En savunmasız olanlar — çocuklar — her sabah yeni bir korkuyla uyanır. Her günün başlangıcı, patlayan bombalar, uçaktan gelen tehditler, sığınaklara koşmakla başlar. Bu sesler onların zihnine kazınır; hem uyanıkken korku, hem de geceleri kabuslar olarak geri döner. Çocuklar artık evlerini, okullarını, oyun alanlarını birer enkaz içinde hatırlar. Okul binalarının yok olması, düzenli eğitimden kopmak, sadece bugünü değil geleceği de çalar.
Savaşın içindeyken görülen yalnızca fiziksel yıkım değildir. Bir çocuğun beynindeki “güvenlik duygusu” sessizce parçalanır. Sürekli korku, ayrılık, kayıp ve belirsizlik; gelişmekte olan bir sinir sistemini derinden etkiler. Bu travmalar yıllar sonra bile kendini gösterir. Bir siren sesi, bir yüksek gürültü ya da ani bir karanlık, kalbin yeniden hızla çarpmasına yetebilir. Çocuk büyür ama korku büyümez; olduğu yerde kalır.
Ukrayna’da yaşanan çatışma, çocukların gökyüzüne umutla değil, alarm beklentisiyle bakmasına neden oldu. Birçok çocuk derslerini yeraltı sığınaklarında yapıyor. Açlıkla tok olma arasındaki çizgi silikleşmiş durumda. Bazen bir çocuğun bütün öğünü kuru bir ekmek parçasından ibaret. Eğitim kadar beslenme de kesintiye uğruyor; çünkü savaşta ilk kaybolan şey düzen olur.
Filistin’de, özellikle Gazze’de çocukluk neredeyse lüks haline geldi. Sürekli bombardıman altında büyüyen çocukların çoğu uyku bozuklukları, yoğun korku ve travma belirtileri yaşıyor. Ama aynı zamanda açlıkla da mücadele ediyorlar. Bir çocuğun oyun kurması gereken yaşta, “bugün yemek var mı?” diye sorması, savaşın en ağır cümlesidir. Bombaların sesi oyunlara karışırken, açlık sessizce bedenlerini ve zihinlerini tüketir.
Suriye’de ve özellikle Rojava’da savaşın uzun sürmesi, çocukları sadece korkuyla değil yoksullukla da baş başa bıraktı. Milyonlarca çocuk mülteci olarak yaşamını sürdürüyor. Düzensiz beslenme, temiz suya erişim eksikliği ve sağlık hizmetlerinden uzaklık, çocukların fiziksel gelişimini geri döndürülemez biçimde etkiliyor. Aç bir çocuğun öğrenmesi, hayal kurması, iyileşmesi beklenemez.
Doğu Türkistan’da ise savaşın gürültüsü yok belki ama travma sessiz. Ailelerinden koparılan, kimliğinden ve dilinden uzaklaştırılan çocuklar, bir başka tür yoksunluk yaşıyor. Kültürel açlık da en az fiziksel açlık kadar derin izler bırakır. Bir çocuğun kim olduğunu bilmeden büyümesi, savaşın görünmeyen yüzüdür.
Beslenme eşitsizliği, savaşın en sinsi silahlarından biridir. Açlık yalnızca mideyi değil, zihni de kemirir. Yetersiz beslenen çocuklarda dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü ve duygusal çöküş daha sık görülür. Savaş, çocuklara sadece korkuyu değil; eşitsiz bir yaşamı da miras bırakır.
Travma, yalnızca bir anda yaşanan korku değildir. Zamanla bir çocuğun hayata bakışını şekillendiren derin bir izdir. Bombalar sustuğunda her şey bitmez. Açlık devam ediyorsa, eğitim yoksa, güvenli bir ortam sağlanmıyorsa savaş hâlâ sürüyordur. Çocukların ihtiyacı sadece barış değil; güvenli bir yaşam, düzenli beslenme, eğitim ve şefkatle kurulmuş bir gelecek.
Çünkü çocuklar savaşı seçmez. Ama savaş, en ağır bedeli onlara ödetir.