İlk bakışta sert bir cümle gibi gelir insana. Oysa biraz durup düşününce, zamanın nasıl aktığını anlatan en sade gerçeklerden biridir.
Çocukluğunuzu hatırlayın. Günler ne kadar uzundu... Yaz tatilleri hiç bitmeyecek sanırdık. Bir mevsim, bir ömür kadar genişti sanki. Saatlerin geçmesini bekler, akşam olmasına sabredemezdik.
Sonra büyüdük.
Günler kısaldı. Haftalar birbirine karıştı. Aylar, yıllar fark edilmeden akıp gitmeye başladı. Artık zamanı saatlerle, takvimlerle ölçmüyoruz. Bazen bir gülümseme bir günü unutturuyor, bazen tek bir acı yılların ağırlığını birkaç dakikanın içine sığdırıyor.
Akrep ve yelkovan önemini yitiriyor.
Zaman, mutlulukla mutsuzluk arasında gidip gelen görünmez bir sarkaç hâline geliyor.
Peki bu sarkacı durdurabilecek bir şey var mı?
Var.
İnsan…
Birbirine uzanan bir el, içten söylenmiş bir "özür dilerim", samimi bir "hoş geldin", önyargının yerine geçen bir anlayış, nefretin yerine kurulan bir köprü…
Belki de bütün mesele budur.
Çünkü insan, en çok acıyı yine insandan görüyor; ama en büyük umudu da yine insanda buluyor.
Bugün dünyaya baktığımızda savaşların, kutuplaşmanın, öfkenin ve ayrışmanın sesi çok daha yüksek çıkıyor. Oysa barış hiçbir zaman gürültüyle gelmez. Barış, birbirini dinleyebilen insanların sessiz cesaretinde büyür.
Birlikte yaşamak; aynı düşünmek değildir. Aynı inanca, aynı kimliğe ya da aynı hayallere sahip olmak da değildir. Birlikte yaşamak, farklılıklarımızı tehdit değil zenginlik olarak görebilmektir.
Demokrasi de tam burada anlam kazanır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Farklı seslerin konuşabildiği, kimsenin korkmadan fikrini söyleyebildiği, çoğunluğun gücü kadar azınlığın hakkının da korunduğu ortak vicdandır.
Adalet ise onun nefesidir.
Adalet sadece mahkeme salonlarında aranmaz. Bir çocuğun geleceğinde, bir işçinin alın terinde, bir annenin duasında, yaşlı bir adamın huzurunda da adalet vardır. İnsan kendisi için istediği hakkı başkası için de isteyebildiği gün, gerçek adalet hayat bulur.
Belki de yıllardır durmadan sallanan o sarkaç; öfkeyle değil merhametle, kinle değil adaletle, ayrılıkla değil barışla yavaşlayacaktır.
Çünkü acılar zamanı uzatır, ama umut insana yeniden yaşama cesareti verir.
Ve biliyorum ki bir gün, çocukluğumuzdaki kadar uzun olmasa da, birbirimize güvenerek yaşayabildiğimiz günlerimiz olacak.
İşte o zaman saatlerin değil, vicdanın gösterdiği zamanı konuşacağız.
Belki de hayatın gerçek ölçüsü, kaç yıl yaşadığımız değil; kaç kalbe dokunduğumuz, kaç yarayı sardığımız ve ardımızda ne kadar barış bırakabildiğimizdir.
Sarkacı durduracak olan da budur.