RAHMET AYINI UĞURLARKEN

Hadiste, ‘evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluş vesilesi’ şeklinde bahsedilen Rahmet ayı Ramazan-ı Şerif’i artık yavaş yavaş uğurlamaya başlıyoruz. Yüce Rabbimiz daha nice Ramazanlara eriştirsin bizleri.

Ramazan bir mekteptir deriz. Ramazan bir öğretmendir. Bizler de müminler olarak onun öğrencileri. Geldi, dersini verdi en güzel şekilde ve yavaş yavaş gitmeye hazırlanıyor.

Onu uğurlarken içimiz buruk elbette. Ama önemli olan husus belki de şudur: Onun bize öğrettiği, hatırlattığı güzellikleri iyice aldık mı, özümsedik mi? Yoksa eski iki dostun hasbihal etmesi gibi biraz nostalji, biraz heyecan yaşadık da hepsi bundan mı ibaret? Şayet durum böyle ise işimiz zor, sınıfta kaldık demektir.

Ramazan diğer bir yönüyle ağır ağır yağan bir yağmur, bir kar gibi. Dolu değil, şimşek değil, yıldırım değil mesela. Tatlı bir esinti örneğin, ortalığı dağıtan bir fırtına değil. Bizi arındırmaya geldi, bizi temizlemeye, tezkiye etmeye geldi. Bizi yeşertmeye, bize can vermeye geldi. Bizdeki tomurcukları patlatmaya çalıştı. Farkında mıyız acaba? Kıymetini kavradık mı? Kadrini bildik mi?

Ramazan bir misafir gibi, iyi ağırlayabildik mi? Ya da belki biz ona misafiriz. Değerini ve bize kattığı değerin bilincinde olduk mu?

Yavaştan hazırlanmış, bakın gidiyor. Tekrar kavuşur muyuz ona? Rabbim nasip etsin cümlemize. Ancak geçen yıl idrak edip de bu yıl kavuşamayan kardeşlerimiz oldu, mesela. Rahmet ve mağfiret vesilesi olsun hepsine, tüm ölmüşlerimize.

Son üçte birlik kısmındayız Ramazan’ın. Cehennem azabından halâsa vesile olacak son kısım. Değerlendirelim en güzel şekilde. Tekli gecelerinde kıymetli Kadir gecesinin bulunduğu son bölümdeyiz. Dolu dolu geçsin gündüzlerimiz, gecelerimiz.

Ramazan bizi kendimize getirsin, adam etsin, insanlığımızı tazelesin. Empati duygumuzu geliştirsin. Dünyanın neresinde olursa olsun bir müminin, bir insanın acısını hissedebilelim. Gaflete her düştüğümüzde, keyfe her daldığımızda durup düşünelim. Aç olanları, sıkıntıda olanları, acı çekenleri, hastalıkla boğuşanları, problemleriyle çekişenleri…

Sınanmadığımız hiçbir günahın masumu değiliz, derler. Doğru değil mi? Görmediğimiz, yaşamadığımız hiçbir belanın başarılı sabır çekenleri değiliz. Arap şairin dediği, ‘gün olur lehimizedir, gün olur aleyhimize, gün olur üzülürüz, gün olur seviniriz’. İmtihan dünyasında yaşıyoruz. Önümüzde ne var, neyle karşılaşacağız? Tam bilemiyoruz.

Yüce Halık’ımızdan hep hayırlısını dileyelim o yüzden. Daima hayırlı olanı. Şer gibi görünse de bizim için hayırlar barındıranı. İsteyelim, dua edelim, bıkmadan, usanmadan, üşenmeden. Haddimize mi düşmüş bıkmak, usanmak, ümit kesmek. Veren O, istemeyi veren de O, isteyin diyen de O, hazinesi tükenmeyecek olan da O. Bize düşen istemek, isteyecek bir yüze sahip olmak, yalvaracak bir kalbe malik olmak.

Cenab-ı Allah bize mümince bir şuur, insanca bir bilinç ihsan etsin.

Kim olursa olsun iman kardeşinin veya dili, dini, ırkı ne olursa olsun herhangi bir insanın acısını, sıkıntısını yüreğinde hisseden, yardımcı olmaya çalışan kullarından eylesin bizi.

Yüce İslam’ın ölümsüz değerlerini yaşayan ve yaşatan bireylerden kılsın bizi. Âmin.