Mucizeye kalan şehir...

Yaklaşan seçimler öncesinde sahada dikkat çeken bir hareketlilik var. Takvim yaklaştıkça ziyaret trafiği de aynı hızla artıyor. Şehir içinden ve dışından gelen heyetler, Silopi’de dernekleri, aile büyüklerini ve kanaat önderlerini kapı kapı dolaşıyor.

Bu ilginin sebebi elbette sıradan değil. Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan en büyük kapılarından biri olan Habur Sınır Kapısı’na ev sahipliği yapan Silopi, ekonomik anlamda ciddi bir ağırlık taşıyor. Yıllık ortalama 13 milyar dolarlık ihracatın döndüğü bu hat, birçok sınır kapısının toplam hacmine denk bir etki oluşturuyor. Hal böyle olunca da seçim dönemlerinde Silopi, sadece bir ilçe değil; stratejik bir merkez haline geliyor.

Aslında bu tablo yeni değil. Neredeyse her seçim döneminde, özellikle bahar aylarının gelişiyle birlikte benzer ziyaret dalgaları başlar. Nede olsa bahar uyanıştır ama bazen. Takvim değişir ama manzara pek değişmez.

Ziyaret etmek elbette güzel bir gelenektir. Gönül almak, hatır sormak, insanlara dokunmak kıymetlidir. Ancak mesele sadece seçim öncesine sıkıştığında, bu ziyaretlerin samimiyeti ister istemez sorgulanır hale geliyor. İnsan ister istemez şunu soruyor..

Bu kapılar neden sadece seçim arifesinde çalınıyor?

Dahası, bu ziyaretlerin içeriği de ayrı bir tartışma konusu. Bazı seçimlerde bir gıda kolisiyle tüm mahalleliye verilen destekler, bugün ise daha çok bireysel vaatlere dönüşmüş durumda. Toplumsal projeler, genel kalkınma hedefleri zaman zaman dile getirilse de çoğu zaman ya erteleniyor ya da unutuluyor. Buna karşılık bireysel talepler daha hızlı karşılık buluyor.

Belki de bu yüzden kimse yüksek sesle itiraz etmiyor. Çünkü bireysel kazanç sağlandığında, toplumsal kayıplar görmezden gelinebiliyor.

Oysa güçlü toplum, güçlü bireylerin toplamından fazlasıdır; ama neylersin ki güçlü toplumdan evvel güçlü birey için çaba sarf ediyor, toplumsal bakıştan uzaklaşıp bireysele yöneliyoruz. Bu yöneliş, zamanla bir denge değil, bir sapma yaratıyor; ortak akıldan uzaklaşıp, her birimizin kendi küçük dünyasına sıkıştığı, neredeyse bir “ucubeye dönüş” halini alıyor.

Eskilerin bir sözü varmış gibi anlatılır: “Seçim zamanı oyu olan ELZEMDIR, sonrası ise BEYHUDEDIR .” Gerçekten böyle bir söz var mı bilinmez ama yaşananlar, sanki bu düşüncenin bir yansıması gibi.

Zaten yıllardır söylenip de yapılmayanlar bir kenara, şimdi yapılması bile düşünülmeyen şeylerin vaat edildiği bir dönemdeyiz. O yüzden duyduklarımızın ve okuduklarımızın hepsine fazla anlam yüklememekte fayda var.

Ama bakarsın, bir gün iklim değişir…
Bahar gerçekten gelir…
Hatta bu şehre bir film gelmeden.

Tabii ya, mucize diye bir şey var inancımızda…
Neden olmasın?

Bayramın, hatırlanmayı sadece seçim dönemlerine bırakmayan bir anlayışı da beraberinde getirmesi dileğiyle…

Neyse geçmiş Bayramınız mübarek olsun, verilen geçmiş vaatler yenilenmezse de hayat yaşanmaz ki azizim....

Halil Azizoğlu

Mart 2026