Cemre havaya düşer önce. Kimsenin görmediği, ama herkesin içten içe hissettiği bir ılıklık dolaşır gökyüzünde. Sonra suya düşer; buz tutmuş yüzeylerin altında sabırla bekleyen hayatı usulca dürter. En son toprağa… İşte o zaman, çatlamış dallar, küsmüş çiçekler, içine kapanmış tohumlar yeniden konuşmaya başlar.
Biz her yıl cemrenin toprağa düşmesini bekleriz. Takvimlerimize not eder, büyüklerimizden duyduğumuz o kadim bilgeliği gülümseyerek anarız. Peki ya insanların yüreğine sevgi ne zaman düşecek? Toplumların üzerine barış ne zaman bir cemre gibi inecek?
Doğa acele etmez. Kış ne kadar sert geçerse geçsin, bahar gelmekten vazgeçmez. Oysa biz, en küçük kırgınlıkta umudu askıya alıyoruz. Bir sözle küsebiliyor, bir farklılıkla uzaklaşabiliyoruz. Kalplerimiz bazen ayazdan daha soğuk, dillerimiz rüzgârdan daha keskin olabiliyor. Oysa insan dediğin, biraz da baharı hatırlayabilme kudretidir.
Sevgi, öyle büyük laflarla değil; küçük ama sahici adımlarla düşer yüreğe. Bir selamla, bir hâl hatır sormayla, bir çocuğun başını okşamakla… Barış da öyledir; meydanlarda atılan nutuklardan önce, evlerin içinde başlar. Aynı sofraya oturabilmekle, dinleyebilmeyi öğrenmekle, “haklıyım” demekten çok “anlıyorum” diyebilmekle büyür.
Toplum dediğimiz şey, birbirine değen kalplerin toplamıdır. Eğer kalplerimiz buz tutmuşsa, hangi mevsimde olduğumuzun ne önemi var? Takvimler baharı gösterirken içimiz hâlâ kışsa, cemre toprağa düşse ne olur? Asıl mesele, o cemrenin vicdanımıza düşmesidir.
Bugün dünya, gürültüyü alkışlıyor; sakinliği değil. Sertliği güç sanıyor; merhameti zayıflık. Oysa en büyük güç, incitmemeyi seçebilmektir. En derin cesaret, öfkeye teslim olmamaktır. Barış, bir gün ansızın gelecek bir mucize değil; her gün yeniden kurulması gereken bir emektir.
Belki de işe en yakından başlamalıyız. Kendi evimizden, kendi cümlelerimizden, kendi kalbimizden… İçimizdeki kışı fark edip, onu yumuşatmaya niyet ederek. Çünkü cemre de birdenbire yakmaz toprağı; önce usulca ısıtır.
Kim bilir… Belki bir gün, birinin kalbine düşen sevgi başka bir kalbi ısıtır. Bir evde başlayan barış, bir sokağa yayılır. Bir sokaktan bir şehre… Ve biz, “Ne zaman?” diye sormayı bırakıp, “İşte şimdi” diyebiliriz.
Cemre toprağa yine düşecek. Bahar yine gelecek. Asıl mesele, biz o bahara hazır mıyız? İçimizde filizlenecek sevgiye yer açtık mı?
Çünkü dünya, en çok da kalbine bahar düşüren insanların omuzlarında güzelleşecek.