Enes b. Mâlik’ten (ra) naklediliyor: “Üç sahabi, Resulullah’ın (sas) evde yaptığı ibadetleri öğrenmek üzere, Hz. Peygamber’in (sas) hanımlarının yanına gittiler. Kutlu Nebi’nin (sas) evde yaptığı ibadetleri öğrenince bunu sanki azımsadılar ve ‘Biz, Allah’ın Resulü gibi miyiz? Allah, onun olmuş ve olacak bütün günahlarını bağışlamıştır.’ dediler. İçlerinden biri, ‘Ben yaşadığım müddetçe, geceleri hiç uyumayacağım, hep namaz kılacağım.’ dedi. Bir diğeri, ‘Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım.’ dedi. Üçüncü sahabi ise, ‘Ben de kadınlardan uzak duracağım, hiç evlenmeyeceğim.’ dedi. Bir müddet sonra Hz. Peygamber (sas), onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi: ‘Bu sözleri söyleyen sizler misiniz? Bakınız, Allah’a yemin ederim ki, içinizde Allah’a karşı en müttaki olan benim. Fakat ben bazı günler oruç tutar, bazen de tutmam. Gece hem namaz kılar hem uyurum. Kadınlarla da evlenirim. Benim sünnetimden yüz çeviren, benden değildir.” (Buhârî, “Nikâh”, 1; Müslim, “Nikâh”, 5.)
Hadis-i şerif çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Ölçülü olmayı, dengeli hareket etmeyi ve doğal olmayı salık veriyor. Kulluğun özü elbette ibadettir, ancak yapılacak ibadetin, insanı ahirette kurtaracağı bilinmekle beraber bu dünyada da kişinin bedenine/sağlığına zarar verecek boyuta taşınamayacağı anlaşılmaktadır.
İslam tam bir denge dinidir. Bizim dinimiz hiçbir konuda aşırılığa yer vermez. Hayatın her alanında söz sahibi olan bu ilahi sistem, insana hayatı boyunca arkadaşlık ve rehberlik eder. Kuru veya resmi bir kılavuzluk değildir, bu. Arkadaşça, samimi bir hareket tarzıyla sana yol gösterir. Bunu iliklerine kadar hisseder insan.
Hiçbir konu yoktur ki İslam’ın onunla alakalı ilke ve prensibi olmasın. Ama bu demek değildir ki İslam ayrıntılara takılır, kişiyi ufak noktalara iter veya küçük sularda boğar.
İslam niyeti her işin temeline yerleştirir. Bunu formüle etmemiş miydi Habib-i Ekrem (sas): “Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resulü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resulü’nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.” (Buhârî, “Bedü’l-vahy”, 1.)
Temel sağlam olacak ki üstüne bina edeceğiniz şeyler ayakta kalsın. Halk arasında, ‘Niyet hayır, akıbet hayır’ diye bir söz var. Demek ki hayırlı işler, bereketli neticeler sağlam niyetlere bağlı.
Sağlam niyetlere salih ameller eklenir. Salih amel iyi olan her şeydir. Faydalı olan iştir. Senin fayda verdiğin ve sana fayda veren iştir. Ahirete kazançlı gidebilmenin, puan kazanmanın adıdır salih amel. Tebessümdür, yolda eziyet verici bir şeyi kaldırmaktır, güzel bir söz söylemektir. Hayatı kuşatan insanî her davranıştır.
Kulun dersine iyi çalışmasıdır, salih amel. Seccadedeki duruşu hayata yayabilmektir. Kelime-i şehadete sadık kalabilmektir. İmanı kuru lafta bırakmamanın formülüdür. İhlası amel toprağına damla damla akıtabilmektir.
Salih amel konusunda iyi bir noktada olduğumuzu ifade edemeyiz maalesef. Hele hele günümüzde o kadar dünyevileştik ki çoğu zaman nefsimizin gösterdiği hedefe doğru yol alıyoruz.
Hiçbir şeyin aşırısı iyi değil; ibadetin bile. Hadisten bunu net bir şekilde anlamamız mümkün. Bizde ibadetin aşırısı yok zaten. Normal olması gerekende bile sınıfta kalırız muhtemelen. Dünya nimetlerinden istifade etmenin aşırısı var bizde, dinlenmenin, istirahatin aşırısı var bizde. Yemenin içmenin aşırısı var bizde. Eğlenmenin aşırısı var bizde.
Kısacası her şeyin makul olanı makbuldür. Vesselam…