Görünmeyen Acı Çağında Yaşamak

Kobanê’de beş çocuk, soğuğun içine doğup sessizce orada kaldı. Ne çığlıkları duyuldu ne de ölüm anları bir kareye sığdı. O yüzden haber olmadılar. O yüzden konuşulmadılar. Bu çağda acı, ancak görünebildiği kadar gerçek çünkü.

Bugün dikkatimizi yöneten şey vicdan değil; görüntü. Hikâyesi olan, dramatik bir çerçeveye oturtulmuş, duygusu önceden ayarlanmış acılar daha kıymetli. İzlenebilirler. Paylaşılabilirler. Tüketilebilirler. Oysa soğuk, sessizdir. Yoksulluk, estetiksizdir. Çocuk ölümleri çoğu zaman kamera sevmez.

Bu yüzden bir penguenin tek başına yürüyüşü, donarak ölen çocuklardan daha fazla yankı bulabiliyor. Çünkü penguenin yalnızlığı romantiktir, masumdur, rahatsız etmez. O görüntüyü izlerken kendimizi iyi hissederiz; üzülür ama sorumlu hissetmeyiz. Çocuklar ise sorumluluk ister. Sistem sorar, politika sorar, insanlık sorar. Biz de o sorulardan kaçmayı tercih ederiz.

Artık acıya bile mesafe koyuyoruz. Bizi çok sarsmayacak, gündelik hayatımızı bölmeyecek kadar. Birkaç saniyelik bir hüzün, ardından gelen kayıtsızlık… Vicdanımızı bu kadarına alıştırdık. Daha fazlası konforumuzu bozuyor çünkü.

En tehlikelisi de bu alışkanlık. Acının sıradanlaşması. Ölümün istatistiğe, çocukların sayıya, coğrafyaların mazerete dönüşmesi. “Uzak” dediğimiz her yer, aslında biraz daha kalbimize yaklaşıyor ama biz bunu fark etmemek için gözlerimizi kapatıyoruz.

Belki de çağımızın en büyük trajedisi, yaşanan felaketler değil; onlara karşı geliştirdiğimiz bu duyarsız zarafet. Her şeye bakıp hiçbir şeyi gerçekten görmemek. Her şeye üzülüp hiçbir şey için sorumluluk almamak.

Kobanê’de ölen çocuklar, sadece soğuktan değil; görünmezlikten de öldü. Ve biz, bu görünmezliğin içinde yaşamaya devam ettik.