Bir Anlık Öfke, Bir Ömürlük Yıkım

Gece yarısı…

Bir yılan, marangoz atölyesine girer.

Karanlıkta ilerlerken yerde duran testereye sürtünür. Karnı çizilir. Canı yanar.

Yılan durup düşünmez.

Testerenin kendisine saldırdığını sanır. Döner, onu ısırır. Ağzı kanar.

Öfkesi daha da büyür.

Bu defa bütün gövdesiyle testereye sarılır.

Onu boğacağını zanneder.

Sarıldıkça kesilir.

Sıktıkça parçalanır.

Sabah marangoz atölyeye geldiğinde yerde ölü bir yılan görür.

Yılanı testere mi öldürmüştür?

Hayır.

Yılanı, kontrol edemediği öfkesi öldürmüştür.

Kıymetli dostlarım…

Bugün özellikle Memleketimizde ve ülkemizin birçok yerinde yaşanan acı olaylara baktığımızda bu hikâyeyi hatırlamamak mümkün mü?

Bir söz…

Bir bakış…

Bir tartışma…

Bir arazi meselesi…

Bir alacak verecek hesabı…

Bazen de yıllar önce yaşanmış, artık sebebi bile unutulmuş bir kırgınlık…

Önce öfkeye dönüşüyor.

Sonra kine…

Ardından düşmanlığa…

En sonunda silahlar konuşuyor.

Ocaklar sönüyor.

Çocuklar yetim, anneler gözü yaşlı kalıyor.

Bir anlık öfke, onlarca insanın ömrüne yayılan bir felakete dönüşüyor.

Öfkelenen kişi birkaç dakika sonra sakinleşiyor.

Ama açılan mezarlar kapanmıyor.

Dağılan aileler birleşmiyor.

Çocukların hafızasına düşen korku kolay kolay silinmiyor.

Öfke geçiyor.

Yıkım kalıyor.

Öfke, sert esen bir rüzgâr gibidir.

Bir süre sonra diner.

Fakat geride kırılmış dallar, devrilmiş ağaçlar ve dağılmış yuvalar bırakır.

İnsan, öfke anında çoğu zaman ne söylediğini, ne yaptığını ve bunun nereye varacağını hesaplayamaz.

Psikoloji bilimi, yoğun öfke sırasında sağlıklı düşünme ve sonuçları değerlendirme becerisinin zayıfladığını ortaya koymaktadır.

Kalp hızlanır.

Nefes sıklaşır.

Kaslar gerilir.

İnsan çözüm aramak yerine saldırıya hazırlanır.

Meseleyi bitirmeye değil, karşısındakini bitirmeye yönelir.

İşte felaket tam da burada başlar.

Bu nedenle öfke anında susmak, ortamdan uzaklaşmak, nefesi düzenlemek, konuşmayı ertelemek ve güvenilen bir kişiden yardım istemek son derece önemlidir.

Bu davranış korkaklık değildir.

Bilakis, insanın kendi nefsine hâkim olmasıdır.

Asıl güç, silaha uzanmak değil; uzanan eli geri çekebilmektir.

Asıl cesaret, bağırmak değil; öfkenin ortasında aklı koruyabilmektir.

Toplum olarak bazı yanlış alışkanlıklarımızla da yüzleşmeliyiz.

“Bana bunu nasıl söyler?”

“Cevabını vermesem zayıf görünürüm.”

“El âlem ne der?”

“Bu iş burada kalmaz.”

Bu cümleler, nice acının fitilini ateşledi.

Bazen iki kişi arasındaki küçük bir mesele, çevrenin kışkırtmasıyla iki aileyi karşı karşıya getiriyor.

Yanlış anlaşılan gurur, aklın önüne geçiyor.

İntikam, adaletin yerine konuluyor.

Susmak küçüklük, saldırmak erkeklik sanılıyor.

Oysa öfkesini yönetemeyen insan güçlü değil, öfkesinin esiridir.

Artık seyretmek yetmez.

Her ilde ve ilçede, köyde; kanaat önderlerinden, hukukçulardan, psikologlardan, din görevlilerinden, sivil toplum temsilcilerinden ve sözü dinlenen tecrübeli insanlardan oluşan toplumsal uzlaştırma heyetleri kurularak yasal statü verilmeli.

Bu heyetler olay büyümeden devreye girmelidir.

Tarafları dinlemeli…

Aileleri sakinleştirmeli…

Kışkırtıcı dili durdurmalı…

Hukuki ve insani çözüm yollarını göstermelidir.

Arabuluculuk yalnızca mahkeme dosyalarını azaltan bir yöntem değildir.

Bazen bir canı kurtarır.

Bazen iki aileyi barıştırır.

Bazen yıllarca sürecek bir düşmanlığın önünü keser.

Yara kanarken sarılmalıdır.

Kangren olduktan sonra yapılan müdahale çoğu zaman çok geçtir.

Unutmayalım…

Öfke, başkasına atmak için avucumuzda tuttuğumuz bir kor gibidir.

Biz onu fırlatana kadar önce kendi elimizi yakar.

Kin ise zehri kendimiz içip karşı tarafın ölmesini beklemektir.

Yılanın testereye sarıldığı gibi öfkemize sarılırsak, düşmanımızı değil, önce kendimizi parçalarız.

Bir söz yüzünden bir ömür karartılır mı?

Bir tartışma uğruna çocuklar yetim bırakılır mı?

Bir anlık öfkeye bir ailenin geleceği kurban edilir mi?

Artık bu sorulara yüksek sesle cevap verme zamanı gelmiştir.

Hayır!

Hiçbir söz bir candan kıymetli değildir.

Hiçbir gurur bir annenin gözyaşından büyük değildir.

Hiçbir husumet çocukların geleceğinden değerli değildir.

Gelin, öfkeyi miras bırakmayalım.

Çocuklarımıza kini değil merhameti, intikamı değil adaleti, düşmanlığı değil konuşmayı öğretelim.

Çünkü öfke birkaç dakika sürer.

Ama bedeli bazen nesiller boyunca ödenir.