Bayram mı, Mesai mi? 1 Mayıs’ın Sessiz Çelişkisi

1 Mayıs… Takvimde sıradan bir gün gibi durur belki, ama aslında alın terinin, sabrın ve çoğu zaman görünmeyen emeğin simgesidir. Adına “Emek ve Dayanışma Günü” deriz. Ne var ki bugün sokaklara baktığımızda, tabelaların arkasında, tezgâhların başında, fabrikaların gürültüsünde hâlâ çalışan binlerce insan görürüz. Bir bayram gününde bile çalışmak zorunda kalan insanlar… Bu, üzerinde durulması gereken bir çelişki değil midir?

Dayanışmadan söz ederiz ama çoğu zaman herkes kendi yükünü tek başına taşır. Emekten bahsederiz ama o emeğin karşılığı, çoğu kişinin hayatında hak ettiği yeri bulamaz. Sabahın erken saatlerinde yola düşen, akşam yorgunluktan konuşacak hâli kalmayan insanlar için “bayram” kelimesi çoğu zaman sadece takvimde yazılı bir hatırlatmadan ibarettir.

Oysa 1 Mayıs, sadece bir gün değil; bir hatırlayıştır. Emeğin değerini, insanın insana omuz vermesinin gücünü, birlikte daha adil bir hayat kurma ihtimalini hatırlatır. Bugün çalışmak zorunda kalan her işçinin hikâyesi, aslında hepimize sorulan bir sorudur: Gerçekten adil bir düzen kurabildik mi?

Belki de mesele, yalnızca bir gün tatil yapmak değildir. Mesele, yılın her günü emeğin hak ettiği değeri görebildiği, insanların insanca yaşayabildiği bir düzeni kurabilmektir. Çünkü emek, sadece karın doyurmak için verilen bir çaba değil; insanın onurudur, hayatla kurduğu en gerçek bağdır.

Bugün, çalışmak zorunda olanları görmezden gelmeden, onların yorgunluğunu anlamaya çalışarak ve en önemlisi birbirimize biraz daha sahip çıkarak anlam kazanabilir 1 Mayıs. Gerçek dayanışma, yalnızca sözde değil; yan yana durabildiğimizde var olur.

Bu vesileyle, emeğiyle hayatı var eden, görünmeyen yükleri sırtlanan, her şeye rağmen üretmeye devam eden tüm işçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü yürekten kutluyorum. Dileğim; bir gün bu “bayramın” herkes için gerçekten bayram gibi hissedildiği günlere ulaşmak…