Barajlar Arasında Sıkışan Bir Hayat: Nêrweh

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Taşdelen köyü, yani kürtçe adıyla Nêrweh, son yıllarda hem doğal afetlerin hem de insan eliyle şekillendirilen çevresel müdahalelerin gölgesinde kalmış bir yerleşim. Dağlık, engebeli bir coğrafyada, dere yataklarının hemen kıyısında konumlanan köy, bugün ciddi bir can ve mal güvenliği tehdidiyle karşı karşıya. Özellikle “güvenlik barajları” adı verilen yapılar, köyün etrafını sarmış durumda ve bu barajlar etrafında yıllardır dile getirilen uyarılar, ne yazık ki son sel ve heyelan felaketleriyle daha da somutlaştı.

Köyün konumu, coğrafi olarak zaten riskli: Uludere’nin dik yamaçları arasında, Ortasu Çayı ve kollarının geçtiği bir vadide yer alıyor. Ancak asıl sorun, DSİ tarafından inşa edilen barajların köyü doğrudan etkilemesi. Kaynaklara göre, Taşdelen’in üst kısmında ve çevresinde en az **üç baraj** bulunuyor; bazı raporlarda köy giriş ve çıkışında iki baraj arasında “sıkışmış” bir yerleşim olarak tanımlanıyor. Daha geniş Uludere havzasında ise 2019’daki haberlere göre toplamda sekiz baraj yapılmış, bunlardan bazıları doğrudan Taşdelen ve komşu köyleri (Işıkveren, Ballı gibi) etkiliyor. Bu barajlar resmi olarak “güvenlik amaçlı” nitelendirilse de, taşkın önleme, içme suyu veya enerji üretimi gibi işlevlerden ziyade başka gerekçelerle yapıldığı kamuoyunda sıkça tartışılıyor.

Son dönemde yaşanan sel felaketleri bu riskleri gözler önüne serdi. Mart 2026’da Taşdelen ve Ballı köylerini vuran sel-heyelan olaylarında evler, ahırlar çamur altında kaldı, hayvanlar telef oldu, insanlar tahliye edilmek zorunda kaldı. Heyet ziyaretlerinde vurgulandığı üzere, köy “iki baraj arasında” konumlanmış ve bu yapıların varlığı, olası bir taşkın veya teknik arıza halinde yerleşimi doğrudan tehdit ediyor. Daha eski tarihlerde (2022-2023) baraj duvarlarında çatlaklar, sızıntılar rapor edilmiş; Kavşaktepe ve Ballı barajları gibi yapılar için “köy sular altında kalabilir” uyarıları yapılmıştı. Sosyal medyada, yerel paylaşımlarda ve haberlerde bu sızıntılar, çatlamalar defalarca gündeme geldi.

Meclis kürsüsünden de konu defalarca dile getirildi. DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın son soru önergesinde, Taşdelen üstündeki üç barajın yerleşim güvenliği açısından değerlendirilip değerlendirilmediği, kümülatif ekolojik etki raporu hazırlanıp hazırlanmadığı soruldu. Daha önce HDP Şırnak eski Milletekili av.Hüseyin Kaçmaz gibi vekiller de benzer şekilde 7 barajın tehlike saçtığını, Taşdelen ve Işıkveren için acil önlem gerektiğini vurgulamıştı. Bakanlık yanıtlarında genellikle “tehlike yok” denilse de, sahadaki gerçeklik farklı bir tablo çiziyor: Yağış arttığında dere yatakları taşkın riski taşıyor, baraj sızıntıları endişe yaratıyor, üst yamaçlardaki maden hafriyatları heyelanları tetikliyor.

Burada en kritik nokta şu: Köyün eski yerleşik yeri, zamanla dere yatağına doğru kaymış veya izinlerle o bölgelere inşaat yapılmış görünüyor. Bu durum, barajların yarattığı ek riskle birleşince, halk için katlanılmaz bir tehlike haline geliyor. Olası bir baraj arızası, taşkın veya büyük heyelan, yüzlerce insanın hayatını riske atabilir.

Artık “önlem alınsın” demek yetmiyor; acil eylem şart. Köy halkının güvenli bir alana, üst kotlara veya daha az riskli bir bölgeye taşınması gerekiyor. Bu taşınma sürecinde yeni evler, altyapı ve kamusal destek tamamen **ücretsiz** olarak sağlanmalı – çünkü insanlar yıllardır ihmallerin bedelini ödüyor. Barajlar eğer gerçekten güvenlik amaçlıysa, bu amaç halkın can güvenliğini öncelemeli; aksi halde “güvenlik” adına yeni güvensizlik alanları yaratılıyor demektir.

Nêrweh halkı, doğayla barışık yaşamaya alışkın insanlar. Ama nehir kenarına sıkışmış, baraj gölgesinde bir hayat, ne doğaya ne de insana yakışıyor. Bu sesi daha fazla duymazdan gelmek, bir sonraki felaketin suç ortağı olmak anlamına gelir. Taşdelen’in geleceği için geç değil; yeter ki irade olsun.