AİLE AHLAKI: MERHAMET (1)

Cenab-ı Allah’ın rahmetinin tecellisidir insanlarda, merhamet ahlakı.

Aynı zamanda aile ahlakının en önemli rükünlerinden biridir, merhamet.

Aileyi muhabbet ve emanet ile beraber ayakta tutar, merhamet.

İnsan olmanın, insan kalabilmenin, insanı öncelemenin, insana değer vermenin, insana ihsan ile bakabilmenin hayata yansımasıdır, merhamet.

Merhamet, ilahi rahmete layık olabilmeye çalışmanın, Rahim ve Rahman olana kul olabilme çabasının bir çıktısıdır. Zira rahmet ve şefkatin asıl kaynağı olan Yüce Rabbimizin, kendi rahmetinden faydalanabilmemiz için önümüze koyduğu hedeflerden biridir, merhamet.

Merhametin yukarıdan aşağıya insana değmesi, ona hayat vermesi için gönderilen Rahmet Elçisi de (sas) merhamet ile donatılmış, şefkat ile mücehhez ve muhabbet ile dopdolu bir zat idi.

Bakın Yüce Allah konuyla ilgili Resulullah’a (sas) ne buyuruyor: “Allah tarafından lütfedilen bir rahmet sâyesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Karara bağlanacak işlerde onlarla istişare et. Kesin kararını verince de yalnız Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever.” (Âl-i İmrân, 3/159)

Ayetin tefsiri bağlamında şöyle yorumlar yapılmıştır: “Kaba ve katı kalpli bir kimse –başka bazı erdemlere sahip olsa da– muhataplarında nefret uyandırır; insanlar böyle bir kimseyi dinlemek istemezler veya onun arkadaşlığına katlanamazlar. İslâm gibi evrensel bir mesaj getiren, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan (Enbiyâ 21/107) ve yüce bir ahlâk üzere bulunduğu bildirilen (el-Kalem, 68/4) bir Peygamber’in bu kötü vasıfları taşıması düşünülemez. Bazı müfessirlerin kaydettiğine göre semavî kitaplarda Hz. Peygamber’in (sas) özellikleri anlatılırken bu kötü sıfatları taşımadığı da vurgulanmıştır. Burada görüldüğü gibi Kur’ân-ı Kerîm de aynı vurguyu yapmakta ve Hz. Peygamber’in (sas) uygulamalarının bunun kanıtı olduğunu ifade buyurmaktadır. Şüphesiz bu ayet Hz. Peygamber’in (sas) büyüklüğünü, yüksek ahlakını ve yüreğinin katı olmadığını, aksine şefkat ve merhametle dolu olduğunu gösterir. O, Allah’ın kendisine lütfettiği bu özellikleri sayesinde arkadaşlarına, özellikle Uhud Savaşı’nda emrine muhalefet ederek İslâm ordusunun yenilmesine sebep olanlara ve Müslümanları imha edilme tehlikesiyle karşı karşıya getirmiş bulunanlara merhametle muamele etmiştir. Eğer onlara karşı katı davransaydı ve onları sert bir şekilde cezalandırsaydı, çevresindekiler dağılıp giderlerdi (Kur'an Yolu Tefsiri, 1/700-705).

Yine başka bir ayette şöyle ferman buyurulmaktadır: “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olarak bulur.” (Nisâ, 4/110)

Bu ayetten de Yüce Rabbimizin kullarına karşı engin merhamet sahibi olduğunu anlıyoruz. Ancak bunun için günahtan sonra bir pişmanlık, hatadan sonra bir mahcubiyet ve kusurdan sonra bir bağışlanma talebi olması gerekir. Yeter ki insan kulluğunu bilerek bir adım atsın. Yeter ki ufak da olsa bir çaba sarfetsin. Nitekim kudsi hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Allah Teala Hazretleri diyor ki: Ben, kulumun benim hakkımda yaptığı zanna göreyim. O, beni zikretti mi onunla beraberim. Eğer o beni nefsinde zikrederse ben de onu onunkinden daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira’ yaklaşırım, o bana bir zira’ yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Buhârî, “Tevhid” 50)

Rabbiniz odur ki, lütuf ve kereminden nasibinizi arayasınız diye sizin için denizde gemileri kolaylıkla akıtıp yüzdürür. Gerçekten o, size karşı çok merhametlidir.” (İsrâ, 17/66) ayetine bakıldığında da Yüce Allah’ın denizdeki gemileri örnek göstererek kullarının rızık ve maişeti için yeryüzündeki birçok şeyi onların emrine musahhar ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim ayetin sonunda onun kullarına karşı çok merhametli olduğunun vurgulanması da bahşedilen nimetlerin esas varlık sebebinin ne olduğu hakkında bir hatırlatmada bulunmaktadır. Nimet merhametin sonucu, merhamet de muhabbetin eseri değil midir?

Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim, “Birr”, 66; Buhârî, “Edeb”, 27).

Hadisteki müthiş benzetmeye bakar mısınız? Müminleri, ümmeti neye benzetiyor Resûl-i Zişân? Müminler bir vücuda benzetilerek, organların birbirlerine olan ihtiyacı ve yekdiğerini tamamlamaları üzerinden zihinlere meseleyi o kadar güzel yerleştiriyor ki. Bir azamız rahatsızlandığında diğer organlarımızın oralı olmaması nasıl mümkün değilse, vücuttaki bir hastalıktan bütün organlar nasıl etkilenip ağrı-sızı çekiyorsa müminlerin de birbirlerine karşı durumu öyledir. Bir hedef koyuyor aslında Resulullah (sas). Yani, öyle olmalıdır, demek istiyor. Öyle olmaya çalışın, diye bize tavsiyede bulunuyor. Onu dinlersek ne kadar da kazançlı çıkacağız. Bunu da çok iyi biliyoruz.

Cerîr b. Abdullah’ın naklettiğine göre, Nebi (sas) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhârî, “Tevhîd”, 2; Müslim, “Fedâil”, 66).

Rahmetin kaynağı Yüce Rabbimiz. Onun merhametini hak etmek istiyorsak, emrettiği şefkati uygulamamız gerekiyor. Bize yapılmasını istediğimiz şeyi bizim de başkasına yapmamız gerekiyor, aslında. Bundan dolayı, kullarına karşı acıma, şefkat ve merhamet duygumuzu ne kadar geliştirirsek Rabbimiz de o derece bize merhamet edecektir. Mesele gayet açık değil mi?

Ebû Hüreyre’nin işittiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah rahmeti yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça (rahmet) sayesinde bütün mahlûklar birbirlerine merhametli davranırlar. Hatta kısrak (yavrusunu emzirirken) basıp da ona zarar verme korkusuyla ayağını (bu rahmetin eseriyle) kaldırır.” (Buhârî, “Edeb”,19).

Allah’ın rahmeti derya. Bizimki damla da olsa, yine yetecek aslında birbirimize. Yeter ki merhamete sarılalım, yeter ki birbirimizi anlamaya çalışalım. Aslında merhamet de bir yönüyle insanı anlamaya çalışmak, ona değer vermek değil midir? Allah’ın değer verdiğine biz ne diye kıymet vermiyoruz ki? ‘Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü’ vecizesi de buna işaret etmiyor mu? Keşke anlasak.

Devam Edecek...